ABD Donanması’nın, geçtiğimiz yıl Alaska açıklarında batan ve içinde altı mürettebatın yaşamını yitirdiği bir balıkçı gemisini kurtarma ve kayıpların cenazelerine ulaşma talebini geri çevirmesi, ölenlerin yakınlarının tepkisini çekti. Aileler, enkazın kaldırılmasının tek başına sorulara yanıt bulmanın yolu olduğunu savunurken, bazıları ise enkazın olduğu yerde bırakılmasını destekliyor. Olay, ABD’de deniz güvenliği prosedürleri ve ailelerin hakları konusunda tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Gelişmenin Arka Planı
Söz konusu gemi, geçtiğimiz Kasım ayında Alaska’nın Aleut Adaları yakınlarında şiddetli fırtınaya yakalanmış ve kısa süre içinde batmıştı. Arama kurtarma ekipleri, altı mürettebatın tamamının hayatını kaybettiğini doğrulamış ancak cesetlere ulaşılamamıştı. Aileler, enkazın kaldırılması ve cenazelerin çıkarılması için ABD Donanması’na resmi başvuruda bulunmuştu. Ancak Donanma, operasyonun maliyetli ve teknik olarak riskli olduğu gerekçesiyle talebi reddetmişti.
Donanma yetkilileri, 200 metre derinlikteki enkazın kaldırılmasının yaklaşık 50 milyon dolara mal olacağını ve geminin bulunduğu bölgenin kötü hava koşulları nedeniyle operasyonun aylarca sürebileceğini açıkladı. Ayrıca, enkazın deniz tabanına yerleşmiş olduğunu ve kaldırma işleminin çevreye zarar verebileceğini belirtti. Bu açıklamalar, aileleri tatmin etmedi.
Bazı aile üyeleri, enkazın kaldırılması için özel şirketlerle görüştüklerini ve bu yönde bir fon oluşturmaya çalıştıklarını söyledi. Diğerleri ise Donanma’nın kararını anlayışla karşılayarak, enkazın deniz tabanında doğal bir anıt olarak kalması gerektiğini savundu. Bu görüş ayrılığı, aileler arasında da gerilime yol açtı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, deniz kazalarında yaşamını yitirenlerin cenazelerinin çıkarılması konusunda uluslararası hukukta tartışmalara neden oldu. Uzmanlar, uluslararası deniz hukukunun bu tür durumlarda devletlere kesin bir yükümlülük getirmediğini, ancak insani gerekçelerle ailelerin taleplerinin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. ABD’de ise bu tür operasyonların finansmanı ve sorumluluğu konusunda yasal bir boşluk olduğu belirtiliyor.
Küresel ölçekte, benzer olayların yaşandığı diğer ülkelerde de (örneğin Güney Kore’nin Sewol feribotu faciası) ailelerin talepleri devletler tarafından farklı şekilde ele alınmıştı. Güney Kore, facianın ardından enkazın kaldırılması için büyük bir bütçe ayırmış ve cenazelerin çıkarılmasını sağlamıştı. Bu örnek, ABD’deki tartışmada aileler tarafından sıkça gündeme getiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, deniz kazalarında devletlerin sorumlulukları ve aile hakları konusunda evrensel bir tartışmayı yansıtması açısından Türkiye için de önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, denizcilik alanında aktif bir ülke olarak, kendi kara sularında yaşanabilecek benzer olaylarda ailelerin taleplerini karşılayacak yasal düzenlemeleri gözden geçirebilir. Ayrıca, uluslararası deniz ticareti ve balıkçılıkta önemli bir aktör olan Türkiye’nin, bu tür insani krizlerde etik ve hukuki standartları yükseltmesi itibarı açısından faydalı olacaktır. Küresel deniz hukuku normlarının tartışıldığı bu süreçte, Türkiye’nin uluslararası platformlarda aile haklarını gözeten bir tutum izlemesi beklenir.