ABD Yüksek Mahkemesi, ülkede doğan herkese vatandaşlık hakkı tanıyan doğumla vatandaşlık uygulamasını onaylayarak göçmen hakları savunucularına kısa süreli bir zafer yaşattı. Ancak uzmanlar, bu kararın siyasi tartışmaları sona erdirmekten uzak olduğunu ve gelecekte benzer davaların mahkeme önüne gelebileceğini belirtiyor. Karar, özellikle Trump döneminde başlatılan yürütme emirlerine karşı açılan davaların bir sonucu olarak geldi. Savunucular kararı kutlarken, muhafazakar çevreler Anayasa’nın 14. Ek Maddesi’nin yeniden yorumlanması gerektiğini savunuyor.
Gelişmenin arka planı
Doğumla vatandaşlık, ABD Anayasası’nın 14. Ek Maddesi’ne dayanıyor. Bu madde, “Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan veya vatandaşlığa kabul edilen ve yargı yetkisine tabi olan herkes”in vatandaş olduğunu belirtiyor. Uzun yıllardır bu hüküm, ülkede doğan her çocuğun otomatik olarak vatandaş olmasını sağlıyor. Ancak eski Başkan Donald Trump, 2020 yılında yürütme emriyle bu uygulamayı sınırlamaya çalışmıştı. Trump’ın emri, turist veya geçici çalışma vizesiyle ülkede bulunan ebeveynlerin çocuklarının vatandaşlık hakkını kaldırmayı hedefliyordu. Bu girişim, çok sayıda dava ile karşılaştı ve federal mahkemeler tarafından durduruldu.
Yüksek Mahkeme’nin son kararı, bu davaların bir kısmını sonuçlandırdı. Mahkeme, 9-0 oy birliğiyle doğumla vatandaşlığın anayasal olduğunu teyit etti. Ancak karar, uygulamanın tamamen güvence altına alındığı anlamına gelmiyor. Mahkeme, yürütme emrinin kapsamını değil, sadece belirli bir davanın usulüne ilişkin bir karar verdi. Bu nedenle, Kongre’nin bu konuda yeni bir yasa çıkarması halinde, doğumla vatandaşlık yeniden tartışmaya açılabilir.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD’nin doğumla vatandaşlık politikası, dünyada benzer uygulamalara sahip az sayıdaki ülkeden biri olması nedeniyle küresel ölçekte dikkat çekiyor. Kanada, Meksika ve Brezilya gibi birçok Amerikan ülkesinde de doğumla vatandaşlık geçerliyken, Avrupa ülkelerinin çoğu bu hakkı tanımıyor. ABD’deki bu karar, özellikle sınır güvenliği ve yasadışı göçle mücadele bağlamında siyasi bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Göçmen karşıtı gruplar, doğumla vatandaşlığın “doğum turizmi”ni teşvik ettiğini öne sürerken, savunucular bu uygulamanın ABD’nin göçmen tarihinin temel bir parçası olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’deki doğumla vatandaşlık tartışması, Türkiye’nin vatandaşlık politikalarıyla doğrudan ilgili olmasa da, küresel göç dinamikleri açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, son yıllarda Suriyeli mültecilere yönelik vatandaşlık tartışmalarıyla benzer bir süreçten geçiyor. ABD’deki karar, vatandaşlık hakkının anayasal güvence altında olmasının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Ayrıca, ABD’de yaşayan Türk kökenli ailelerin çocukları da bu karardan etkileniyor. Karar, uluslararası hukukta vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin tartışmalara ışık tutarken, Türkiye’nin de kendi vatandaşlık mevzuatını gözden geçirmesi için bir fırsat sunuyor.