ABD yönetimi, doğum turizmi olarak bilinen ve yabancı hamile kadınların Amerikan vatandaşlığı elde etmek için ABD'ye gelerek doğum yapmasını içeren uygulamayı bitirmek amacıyla yeni bir görev gücü oluşturduğunu duyurdu. Bu adım, Yüksek Mahkeme'nin Başkan Donald Trump'ın doğuştan vatandaşlığı kısıtlama girişimini reddetmesinin ardından geldi. Görev gücü, federal kurumlar arasında koordinasyon sağlayarak doğum turizmi ağlarını tespit edip kapatmayı ve bu yolla elde edilen vatandaşlık kayıtlarını iptal etmeyi hedefliyor.
Görev Gücünün Oluşturulması ve İlk Adımlar
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, Çarşamba günü kurulan görev gücü, Adalet Bakanlığı, İç Güvenlik Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden oluşuyor. Görev gücünün ilk icraatı olarak, doğum turizmi amacıyla verilen 600'den fazla vize iptal edildi. Bu vizelerin çoğunun, hamile kadınların ABD'ye giriş yaparak doğum yapmasını kolaylaştıran aracı firmalar tarafından kullanıldığı belirtiliyor. Trump yönetimi, bu tür vizelerin kötüye kullanılmasının ülkenin göçmenlik sistemini zedelediğini ve kamu kaynaklarını israf ettiğini savunuyor.
Görev gücü ayrıca, doğum turizmi hizmeti veren şirketlere karşı soruşturma başlatılmasını ve bu şirketlerin reklamlarının engellenmesini de içeren geniş kapsamlı bir strateji yürütecek. Federal yetkililer, bu tür şirketlerin yılda tahmini olarak 10 bin ila 20 bin yabancı kadına ABD'de doğum yapma hizmeti sunduğunu tahmin ediyor. Bu şirketler, genellikle kadınlara 50 bin ila 100 bin dolar arasında değişen ücretler karşılığında, doğum sonrasında bebeğe vatandaşlık ve pasaport alınması dahil tüm süreci organize ediyor.
Yasal Arka Plan ve Anayasal Tartışma
Doğum turizmi uygulaması, ABD Anayasası'nın 14. değişikliği uyarınca doğan her çocuğun otomatik olarak Amerikan vatandaşı olmasını öngören vatandaşlık ilkesine dayanıyor. Trump yönetimi, bu ilkenin turizm amacıyla gelenlerin çocuklarını kapsamadığını savunarak, geçtiğimiz yıl bu tür doğumları kısıtlayan bir başkanlık kararnamesi imzalamıştı. Ancak federal mahkemeler bu kararnameyi anayasaya aykırı bulurken, Yüksek Mahkeme de yakın zamanda verdiği kararda doğum turizmini kısıtlama girişimini reddetmişti.
Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, göçmenlik karşıtı grupların tepkisiyle karşılaşırken, yönetim yasal engeli aşmak için farklı yollar aramaya devam ediyor. Görev gücünün kurulması, doğum turizmiyle mücadelede yönetimin elindeki idari araçları güçlendirecek. Ancak hukuk uzmanları, vatandaşlık hakkının anayasal bir hak olduğunu ve bu tür idari tedbirlerin tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını vurguluyor.
Küresel Yansımalar
Doğum turizmi, sadece ABD'ye özgü bir olgu değil. Kanada ve bazı Avrupa ülkelerinde de benzer uygulamalar bulunuyor. Ancak ABD'nin bu konudaki tutumu, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Özellikle Çin ve Rusya gibi ülkelerden gelen aileler, çocuklarına Amerikan vatandaşlığı kazandırmak için bu yolu sıklıkla tercih ediyor. Görev gücünün kurulması, bu ülkelerdeki aracı firmaları da etkileyebilir. Uzmanlar, ABD'nin bu politikasının, küresel ölçekte vatandaşlık kavramına yönelik tartışmaları yeniden alevlendirebileceğini belirtiyor.
Trump yönetimi, doğum turizmiyle mücadeleyi göçmenlik politikalarının önemli bir parçası olarak görüyor. Yönetim yetkilileri, bu uygulamanın sona erdirilmesi halinde, ülkeye yasa dışı yollardan girenlerin sayısının da azalacağını iddia ediyor. Ancak eleştirmenler, doğum turizminin göçmenlik üzerindeki etkisinin abartıldığını ve bu politikaların ayrımcılığa yol açabileceğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin doğum turizmiyle mücadele kararı, Türkiye açısından doğrudan bir dış politika gelişmesi olmasa da, uluslararası göç ve vatandaşlık politikaları bağlamında önem taşıyor. Türkiye, yabancılara yönelik vatandaşlık satışı gibi farklı bir model izliyor. Ancak bu karar, ABD ile vize müzakereleri yürüten Ankara'nın, Amerikan yönetiminin göç politikalarındaki sıkılaşmanın Türk vatandaşlarına yansımalarını dikkate almasını gerektirebilir. Ayrıca, doğum turizmi uygulamasına başvuran Türk ailelerin sayısının az olması nedeniyle bu gelişmenin Türkiye'ye etkisi sınırlı kalacaktır. Fakat küresel göç sistemindeki bu tür değişimler, Türkiye'nin göç konusundaki pozisyonunu etkileyebilir ve uluslararası hukuk çerçevesinde tartışmalara yol açabilir.