WASHINGTON, 12 Ağustos (Reuters) - En başından beri bir şeyler yolunda gitmiyordu. Temmuz ayında Ankara'da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi'nin son saatlerinde, ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, yeni başkanlık uçağıyla eve dönmeyeceğini duyurdu. Ancak bu karar, yalnızca bir ulaşım tercihi değil, aynı zamanda başkanlık makamı ile ordu arasında derin bir güven bunalımının da işaretiydi. Trump'ın bu hamlesi, ABD Hava Kuvvetleri'nin en yeni ve en lüks uçağı olan VC-25B'nin (Air Force One'ın halefi) güvenlik kaygılarıyla gölgelenen bir dizi olayı da beraberinde getirdi. O günlerde yaşanan gelişmeler, başkanlık uçağının sadece bir ulaşım aracı olmadığını, aynı zamanda ABD başkanının dünyaya açılan penceresi olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Gelişmenin arka planı
Trump'ın zirveden ayrılırken uçağa binmemesi, ilk bakışta kişisel bir tercih gibi görünse de, aslında Hava Kuvvetleri'nin yeni nesil başkanlık uçağı projesindeki büyük bir krize işaret ediyordu. 2018 yılında Boeing'den sipariş edilen iki adet 747-8 tipi uçağın teslim tarihi sürekli erteleniyor, maliyetler ise başlangıçta öngörülen 3,9 milyar doların çok üzerine çıkıyordu. Trump, yönetiminin son aylarında bu gecikmelerden duyduğu rahatsızlığı sık sık dile getiriyor, hatta uçağın “çok pahalı” olduğunu ve “kendisine yakışmadığını” söylüyordu. Ancak asıl mesele, uçağın güvenlik sistemlerinin test edilmemiş olmasıydı. Zirve sonrası yapılan açıklamalarda, Trump'ın ekibinin, yeni uçağın kriptografik iletişim sistemlerinde yaşanan arızalar nedeniyle uçağa binmekten vazgeçtiği öne sürüldü. Oysa başkanlık uçağı, nükleer saldırı durumunda dahi başkanın komuta kontrolünü sağlayabilecek şekilde tasarlanmıştır. Bu tür bir arıza, ulusal güvenlik açısından ciddi bir risk anlamına geliyordu.
Yaşanan bu olay, sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda Trump'ın askeri yetkililere olan güvensizliğinin de bir yansımasıydı. Zirve boyunca, Trump'ın NATO müttefiklerine yönelik sert eleştirileri ve Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemi alımı konusunda yaşanan gerginlikler, başkan ile askeri danışmanları arasındaki ipleri iyice germişti. Trump, bir süre önce “Generallerim bana her zaman doğruyu söylemiyor” ifadesini kullanmış, bu da Pentagon ile Beyaz Saray arasındaki iletişim kopukluğunu gözler önüne sermişti. Nitekim, Ankara'dan dönüş için uçağa binmeyi reddeden Trump'ın, ekibine “Ben gitmezsem, siz de kalamazsınız” dediği ve bu sözün, uçakta bulunan herkesi şaşkına çevirdiği aktarılıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gelişme, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda küresel dengeleri de etkileyebilecek bir nitelik taşıyor. Başkanlık uçağı, ABD'nin küresel gücünün bir sembolü olarak, uluslararası ziyaretlerde ve zirvelerde güvenilirlik ve teknolojik üstünlüğün de bir göstergesidir. Air Force One'ın (mevcut uçaklar) güvenlik açıkları, müttefiklerin gözünde ABD'nin askeri kapasitesine duyulan güveni sarsabileceği gibi, rakipleri için de bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Özellikle Rusya ve Çin, ABD'nin bu tür iç sorunlarını kendi lehlerine kullanma potansiyeline sahiptir. Ayrıca, uçağın uzun süre hizmete girememesi, ABD'nin hızlı müdahale kabiliyetini de olumsuz etkileyebilir. Zira başkan, acil bir durumda dünyanın herhangi bir yerine harekat edebilecek kapasitede bir uçağa ihtiyaç duyar.
Bu süreçte, Boeing'in uçağı teslim etme sözü ne zaman gerçekleşecek? Uzmanlar, en iyimser tahminle 2027 yılını işaret ediyor. Bu gecikme, hem Boeing için itibar kaybı hem de ABD için maliyet artışı anlamına geliyor. Ayrıca, Trump'ın bu tavrı, başkanlık makamının saygınlığıyla ilgili de soru işaretleri uyandırdı. Bir başkanın, kendi ülkesinin uçağına binmekten imtina etmesi, tarihte daha önce görülmemiş bir durumdu. Bu da, ABD'nin müttefikleri nezdinde “istikrarsız” bir görüntü çizmesine neden oldu. Ancak bu olay, aynı zamanda ABD'nin demokratik kurumlarının ne kadar güçlü olduğunu da gösteriyor; hiçbir birey, kişisel tercihleriyle ülkesinin güvenliğini tehlikeye atamaz. Zira, Trump'ın uçağa binmemesi üzerine, dönüş için E-4B “Nightwatch” adı verilen nükleer komuta uçağı kullanılmış, böylece herhangi bir sorun yaşanmadan Washington'a dönülmüştü.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye açısından dolaylı da olsa önemli bir gösterge niteliğindedir. Zira zirvenin Ankara'da yapılması ve Türkiye'nin ev sahipliği, iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrini etkileyebilir. Trump'ın bu tutumu, ABD'nin NATO müttefiklerine yönelik güven verme konusunda zafiyet yaşadığını ortaya koyuyor. Türkiye, S-400 krizi ve F-35 programından çıkarılma gibi konularda ABD ile yaşadığı sorunlarda, benzer bir güven bunalımının tarafı olmuştur. Bu olay, Türkiye'nin savunma sanayinde yerli ve milli ürünlere yönelme politikasını haklı çıkarır niteliktedir. Ayrıca, ABD'nin askeri kapasitesindeki bu tür aksaklıklar, bölgesel güç dengelerini değiştirebilir; Türkiye'nin kendi güvenlik stratejilerini gözden geçirmesine yol açabilir. Sonuç olarak, bu haber, Türkiye'nin savunma ve dış politika kararlarını şekillendirirken dikkate alması gereken bir gelişmedir.