Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın sahibi olduğu Truth Social platformunda, kullanıcılara yüksek ücret karşılığında gönderilere erken erişim sunan bir abonelik sistemi nedeniyle dava açıldı. Dava, platformun sahibi olan Trump Media & Technology Group (TMTG) ve şirketin CEO’su Devin Nunes’e karşı New York’ta bir federal mahkemede açıldı. Davacılar, bu uygulamanın yanıltıcı ve haksız ticari uygulama olduğunu, ayrıca kullanıcıların içeriklerin ücretsiz olarak yayınlanacağı yönündeki beklentilerini ihlal ettiğini savunuyor. Bu gelişme, Trump’ın dijital medya alanındaki yatırımlarının hukuki sonuçlarıyla yüzleştiği bir dönemde yaşanıyor.
Truth Social’ın başlangıcı ve abonelik modeli
Truth Social, 2021 yılının sonlarında ABD Kongre baskını sonrası sosyal medya platformlarından men edilen Trump’ın kendi iletişim kanalını kurma girişimi olarak ortaya çıktı. Platform, özellikle muhafazakar kullanıcıları hedefleyerek geleneksel sosyal medya devlerine alternatif olma iddiasıyla piyasaya sürüldü. Şubat 2022’de kullanıma açılan Truth Social, kısa sürede büyük ilgi gördü ancak teknik aksaklıklar ve içerik denetimi konusundaki eleştirilerle de gündeme geldi.
Şirket, geçtiğimiz aylarda abonelik sistemini duyurdu. Buna göre kullanıcılar, aylık 10 dolara “Truth Social+ Premium” aboneliği satın alarak diğer kullanıcıların gönderilerine, onların takipçi sayısındaki değişikliklere ve içeriklerin görüntülenme istatistiklerine erken ve daha detaylı erişim sağlayabiliyor. Ancak davayı açan kullanıcılar, bu özelliğin aslında “abonelik hizmeti” olarak sunulduğunu, oysa lanse edilenin ötesinde bir fayda sağlamadığını belirtiyor. Onlara göre, özellikle ücretli üyelerin gönderilerinin “güçlendirildiği” izlenimi verilerek, normal üyelere kıyasla haksız bir rekabet ortamı yaratılıyor.
Dava süreci ve hukuki iddialar
New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde açılan dava, TMTG’nin abonelik sisteminin “federal tüketici koruma yasalarını ihlal ettiğini” savunuyor. Dava dilekçesinde, şirketin kullanıcıları yanıltarak aboneliğe yönlendirdiği, bu aboneliğin vaat edilen özellikleri sağlamadığı ve bu durumun haksız rekabet yarattığı ileri sürülüyor. Davacılar toplamda 1 milyon dolarlık tazminat talep ediyor ve şirketin uygulamasının durdurulmasını istiyor.
TMTG ise konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak şirketin avukatlarının, davayı “asılsız ve fırsatçı” olarak nitelendirmesi bekleniyor. Trump’ın hukuk ekibi, daha önce benzer davalarda ifade özgürlüğünü ön plana çıkarmış ve sosyal medya platformlarının yayın politikalarına ilişkin geniş bir yorumlama hakkına sahip olduğunu savunmuştu. Bu dava ise farklı bir boyutu, yani ticari uygulamaları hedef alıyor. Bu durum, mahkemenin önüne sosyal medya platformlarının iş modelleri ile kullanıcı hakları arasındaki dengeyi getiriyor.
Küresel bağlam: Sosyal medya ve ücretli erişim tartışmaları
Truth Social’daki bu uygulama, sosyal medya dünyasında giderek yaygınlaşan “ücretli ayrıcalık” sistemlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Twitter (X) ve Facebook gibi platformlar, mavi tik, daha fazla görünürlük ve özel özellikler için abonelik modelleri sunuyor. Ancak bu modeller, içerik üreticileri ve normal kullanıcılar arasında eşitsizlik yarattığı gerekçesiyle eleştiriliyor. İfade özgürlüğü savunucuları, ücretli erişimin platformların demokratik ve eşitlikçi yapısını bozduğunu öne sürüyor.
ABD’deki bu dava, sosyal medya şirketlerinin ticari kararlarının mahkemelerce denetlenebilmesi açısından emsal oluşturabilir. Özellikle eski bir başkanın sahibi olduğu platformun, siyasi etkisini ticari kazanca dönüştürmeye çalıştığı iddiası, bu davayı uluslararası kamuoyunun da dikkatini çekecek nitelikte. Dava sürecinin sonunda, platformların kullanıcılarına karşı şeffaf davranması ve abonelik hizmetlerini net bir şekilde tanımlaması gerektiği yönünde yeni kuralların doğması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, çevrimiçi iletişimin düzenlenmesi ve sosyal medya platformlarının sorumlulukları konusunda önemli adımlar atmış bir ülke. Bu dava, Türkiye’deki platform düzenlemelerine ilişkin tartışmalara ışık tutabilir. Özellikle siyasi figürlerin sosyal medya platformlarını ticari amaçlarla kullanması, kamuoyu ve düzenleyiciler açısından yeni soruları beraberinde getiriyor. Ayrıca, Türkiye’de dijital medya ekonomisinde adil rekabetin güçlenmesi ve kullanıcı haklarının korunması açısından bu davanın sonucu, emsal karar olarak ileride karşılaşılabilecek benzer sorunlara referans teşkil edebilir.