Washington, son on yıldır ticaret ortaklarıyla ilişkilerinde ticaret politikasını ve ABD pazarına erişimi, daha geniş ekonomik güvenlik önceliklerini ilerletmek için defalarca kullandı. Trump yönetiminin, ABD-Meksika-Kanada Anlaşması'nın (USMCA) zorunlu altı yıllık gözden geçirme süreci kapsamında 1 Temmuz'da anlaşmayı yenilememe kararı, bu stratejinin en son örneği olarak öne çıkıyor. Bu hamle, yalnızca Kuzey Amerika'daki ticaret dinamiklerini değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerini ve Çin'in uluslararası ticaretteki konumunu da derinden etkileyebilecek bir dönüm noktası niteliği taşıyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD, Meksika ve Kanada arasındaki ticaret anlaşması USMCA, 2020 yılında yürürlüğe girmiş ve Kuzey Amerika'da yaklaşık 500 milyon kişilik bir pazarı kapsayan ticaret kurallarını belirlemişti. Anlaşmanın altıncı yılında yapılması gereken ortak gözden geçirme, tarafların anlaşmayı uzatıp uzatmayacağına veya yeniden müzakere edip etmeyeceğine karar vermesi açısından kritik bir öneme sahipti. Trump yönetiminin anlaşmayı yenilememe kararı, ticaret ortakları üzerinde baskı kurma ve anlaşmayı ABD'nin çıkarlarına daha uygun hale getirme amacını taşıyor. Ancak bu kararın perde arkasında, ABD'nin Çin'in ticaret pratiklerine yönelik artan endişeleri ve Çin'in Kuzey Amerika tedarik zincirlerindeki rolünü sınırlama isteği yatıyor.
ABD Ticaret Temsilciliği (USTR) tarafından yapılan açıklamalarda, anlaşmanın gözden geçirilmesinin ABD'nin ekonomik güvenliğini güçlendirmek ve işçilerin çıkarlarını korumak için bir fırsat olduğu vurgulanıyor. Özellikle otomotiv sektöründe, Çin menşeli bileşenlerin kullanımına yönelik kuralların sıkılaştırılması ve Meksika ile Kanada'nın Çin ile ticari ilişkilerinin ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu hale getirilmesi hedefleniyor. Bu durum, ABD'nin ticaret politikasını yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir araç olarak kullandığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin bu hamlesi, Kuzey Amerika ticaretinin yanı sıra küresel tedarik zincirlerini de yeniden şekillendirme potansiyeline sahip. Çin, Meksika ve Kanada'nın en büyük ticaret ortaklarından biri konumunda. Meksika, Çin'den özellikle elektronik ve otomotiv parçaları ithal ederken, Kanada da enerji ve tarım ürünleri ihracatında Çin'e önemli ölçüde bağımlı. ABD'nin anlaşmaya Çin karşıtı hükümler eklemek istemesi, bu ülkeleri ya Çin ile ticari ilişkilerini gözden geçirmeye ya da ABD pazarına erişimde tavizler vermeye zorlayabilir.
Bu gelişme, aynı zamanda ABD'nin son yıllarda izlediği ticaret politikasının genel bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Biden yönetimi döneminde başlatılan ve Trump yönetimiyle devam eden Çin'e yönelik sert tutum, ithalat tarifeleri, ihracat kontrolleri ve teknoloji yaptırımları gibi araçları içeriyor. USMCA'nın yeniden müzakere edilmesi, ABD'nin bu araçları ticaret ortakları üzerinde de kullanabileceğinin bir sinyali olarak görülüyor. Uzmanlar, bu durumun ABD-Meksika-Kanada ilişkilerinde gerilime yol açabileceğini, ancak ABD'nin pazar büyüklüğünün bu ülkeleri müzakere masasında tutacağını ifade ediyor.
Küresel ölçekte ise, ABD'nin ticaret anlaşmalarını Çin karşıtı bir eksene oturtması, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi çok taraflı kurumların zayıflamasına ve ticaretin bloklar arasında kutuplaşmasına neden olabilir. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi gibi projelerle alternatif ticaret ağları kurmaya çalıştığı bir dönemde, ABD'nin bu hamlesi, küresel ticaret savaşlarının derinleşmesine yol açabilir. Ayrıca, Avrupa Birliği ve diğer ülkelerin de benzer korumacı politikalar izleyip izlemeyeceği merak konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin USMCA'yı Çin'e karşı bir araç olarak kullanma isteği, Türkiye için dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, ABD ile ticaret hacmini artırmaya çalışırken, ABD'nin ticaret politikalarında artan korumacılık ve güvenlik odaklı yaklaşım, Türkiye'nin ihracat fırsatlarını kısıtlayabilir. Özellikle otomotiv ve savunma sanayi gibi sektörlerde, ABD'nin tedarik zincirlerini yeniden yapılandırma çabaları, Türkiye'yi de etkileyebilir. Ayrıca, ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, Türkiye'nin dış ticaretinde çeşitlendirme stratejilerini zorunlu kılabilir. Türkiye'nin, bu rekabet ortamında hem ABD hem de Çin ile dengeli ilişkiler kurması, ekonomik çıkarları açısından kritik önem taşıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin ticaret diplomasisini daha esnek ve çok yönlü bir şekilde yürütmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.