Çin ve ABD devlet tahvilleri arasındaki getiri farkının rekor seviyeye ulaşmasına rağmen, bu durumun Çin'den felaket boyutunda bir sermaye kaçışını tetiklemesi beklenmiyor. Marsh Investment yatırım yöneticileri, söz konusu farkın ABD'nin mali baskıları ve küresel makro trendlerden kaynaklandığını, bunun doğrudan bir sermaye kaçışı işareti olmadığını vurguladı. Bu değerlendirme, küresel piyasalarda Çin ekonomisine yönelik endişelerin arttığı bir dönemde geldi.
Getiri Farkının Arka Planı
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) agresif faiz artırımları ve Çin Merkez Bankası'nın (PBOC) ekonomik canlandırma çabaları kapsamında faizleri düşük tutması, iki ülke tahvilleri arasındaki getiri farkını tarihi zirveye taşıdı. ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4'ün üzerinde seyrederken, Çin'in 10 yıllık tahvil faizi yüzde 2,5 civarında bulunuyor. Bu fark, yatırımcıların daha yüksek getiri için dolar varlıklara yönelmesine neden oluyor. Ancak Marsh Investment analistleri, bu durumun yapısal bir sermaye kaçışına dönüşmeyeceğini savunuyor. Analistler, ABD'deki bütçe açıkları ve artan borç yükünün getiri farkını genişlettiğini, bunun bir güven göstergesi olmadığını belirtiyor. Ayrıca, Çin'in sermaye kontrolleri ve devlet bankalarının piyasa üzerindeki etkisi, ani çıkışları sınırlıyor.
Çin ekonomisi, pandemi sonrası toparlanma sürecinde zorluklarla karşılaşıyor. Emlak sektöründeki kriz, genç işsizlik oranındaki artış ve tüketici güvenindeki zayıflık, yatırımcıların Çin varlıklarına yönelik iştahını azaltmış durumda. Buna rağmen, Marsh'a göre, yabancı yatırımcıların Çin tahvillerinden tamamen çekilmesi olası değil. Çünkü Çin tahvilleri, küresel portföylerde çeşitlendirme amacıyla hâlâ önemli bir yer tutuyor. Özellikle uzun vadeli kurumsal yatırımcılar, Çin'in büyük ekonomik hacmini ve tahvil piyasasının büyüklüğünü göz önünde bulundurarak temkinli davranıyor.
Öte yandan, Çin'in cari işlemler fazlası ve yüksek tasarruf oranı, sermaye çıkışlarını dengeleyici bir rol oynuyor. Ülkenin döviz rezervleri 3 trilyon doların üzerinde seyrediyor ve bu, olası şoklara karşı bir tampon işlevi görüyor. Ancak, getiri farkının uzun süre yüksek kalması, yuan üzerinde baskı oluşturabilir ve sermaye akışlarını etkileyebilir. Marsh yöneticileri, bunun bir 'felaket' senaryosu olmadığını, kademeli bir yeniden dengeleme süreci yaşanabileceğini ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Çin tahvil getiri farkı, sadece iki ülkeyi değil, küresel sermaye akışlarını da etkiliyor. Gelişmekte olan piyasalar, ABD faizlerindeki artıştan olumsuz etkileniyor; zira yatırımcılar daha güvenli ve yüksek getirili ABD varlıklarına yöneliyor. Bu durum, özellikle yüksek dış borcu olan ülkeler için finansman maliyetlerini artırıyor. Çin ise, kuşak-yol projeleri ve bölgesel kalkınma bankaları aracılığıyla alternatif finansman kanalları sunarak bu baskıyı hafifletmeye çalışıyor.
Jeopolitik gerilimler de denklemin bir parçası. ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşları, teknoloji yaptırımları ve Tayvan meselesi etrafındaki gerginlikler, yatırımcı güvenini sarsıyor. Ancak Marsh analistleri, getiri farkının jeopolitik risklerden ziyade makroekonomik temellerden kaynaklandığını vurguluyor. ABD'deki maliye politikası ve borçlanma ihtiyacı, getiri eğrisini yukarı itiyor. Çin'de ise ekonomik yavaşlama, faiz indirimlerini beraberinde getiriyor.
Küresel piyasalarda, Çin'in ekonomik toparlanması ve ABD'nin faiz politikası yakından izleniyor. Fed'in faiz indirim döngüsüne başlaması halinde, getiri farkının daralması ve sermaye akışlarının yeniden dengelenmesi bekleniyor. Ancak zamanlama belirsizliğini koruyor. Marsh Investment, yatırımcılara panik satışı yapmamalarını, uzun vadeli perspektife odaklanmalarını öneriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin tahvil getiri farkı, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Küresel sermayenin ABD'ye yönelmesi, gelişmekte olan ülkelere olan fon akışını azaltarak Türkiye'nin dış finansman maliyetlerini artırabilir. Yüksek cari açık ve dış borç çevrimi ihtiyacı göz önüne alındığında, Türkiye'nin borçlanma faizleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşabilir. Öte yandan, Çin'den çıkışın sınırlı kalması, küresel risk iştahının tamamen bozulmaması halinde Türkiye'nin de bu durumdan nispeten az etkilenmesini sağlayabilir. Türkiye, ihracat pazarlarında Çin ile rekabet ederken, aynı zamanda Çin'in ekonomik yavaşlamasından olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle, politika yapıcıların sermaye akışlarındaki dalgalanmalara karşı ihtiyatlı olması ve makroekonomik istikrarı koruması kritik önem taşıyor.