ABD ve Çin arasında artan gerilim, iki ülkenin savaşın eşiğine gelip gelmediği sorusunu gündeme taşıyor. 2024 yılında Michael Swaine'in kaleme aldığı “How to Stop the United States and China from Sliding into War” başlıklı makale, iki süper güç arasında silahlı çatışma olasılığını artıran kilit alanları tanımlamıştı. İki yıl sonra, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasındaki son görüşmeler, tarafların stratejik istikrarı yeniden tesis etme çabalarını yansıtıyor. Ancak uzmanlar, mevcut dinamiklerin savaş riskini azaltmaktan çok, yeni bir Soğuk Savaş dönemine işaret ettiğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Michael Swaine, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'nda kıdemli araştırmacı olarak yayımladığı makalesinde, ABD ve Çin arasında çatışmayı tetikleyebilecek başlıca alanları sıralamıştı: Tayvan Boğazı, Güney Çin Denizi, ticaret savaşları ve teknolojik rekabet. Swaine, her iki tarafın da yanlış hesaplamalarının yanı sıra ittifak taahhütleri ve milliyetçi baskılar nedeniyle krize sürüklenebileceğini vurgulamıştı. 2025 itibarıyla bu risklerin daha da arttığı görülüyor: Tayvan'a yönelik Çin'in askeri baskıları sürerken, ABD'nin adaya silah satışı ve diplomatik temasları Pekin tarafından kırmızı çizgi olarak nitelendiriliyor. Ayrıca yapay zeka ve yarı iletken teknolojilerindeki rekabet, iki ülke arasında teknolojik ayrışmayı derinleştiriyor.
Trump ile Xi arasındaki son görüşmelerde, tarafların “stratejik istikrar” kavramını yeniden gündeme getirdiği bildiriliyor. Bu kavram, Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasında nükleer silahlanmanın kontrol altına alınması için geliştirilmişti. Şimdi ise benzer bir yaklaşımın ABD-Çin rekabetinde uygulanması tartışılıyor. Ancak Çin'in nükleer cephaneliğini hızla genişletmesi ve ABD'nin askeri varlığını Asya-Pasifik'te artırması, bu çabaları zora sokuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD-Çin rekabeti, sadece iki ülkeyi değil, tüm dünya dengelerini etkiliyor. Güney Çin Denizi'ndeki ada inşaatları, Tayvan'ın statüsü ve teknoloji savaşları, küresel tedarik zincirlerinde kırılmalara yol açıyor. Özellikle yarı iletken sektöründe Çin'in kendi kendine yeterlilik hedefi, ABD'nin Çin'e uyguladığı ihracat kontrolleri nedeniyle hızlanmış durumda. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Japonya gibi aktörler, iki süper güç arasında denge politikası izlemeye çalışıyor. Uzmanlar, bu rekabetin “yeni bir Soğuk Savaş” olarak adlandırılmasının yanlış olmayacağını, ancak günümüzün küreselleşmiş ekonomik bağımlılıkları nedeniyle tüm dünyanın bu gerilimden zarar gördüğünü belirtiyor.
Trump ve Xi arasındaki müzakerelerin, ticaret dengesi ve teknoloji transferi gibi somut konulara odaklandığı belirtiliyor. Ancak stratejik istikrarın sağlanması için tarafların sadece ekonomik değil, aynı zamanda askeri alanda da güven artırıcı önlemler alması gerekiyor. Bununla birlikte, Çin'in “askeri-sivil füzyon” stratejisi ve ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi, iki tarafın birbirine olan güvensizliğini derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-Çin rekabetinde taraf olmaktan kaçınan bir denge politikası izlemektedir. Ancak bu rekabetin küresel ekonomiye etkileri, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Özellikle teknoloji savaşları ve tedarik zincirindeki kırılmalar, Türkiye'nin yarı iletken ve savunma sanayi projelerini etkileyebilir. Ayrıca Çin'in Kuşak ve Yol Projesi kapsamında Türkiye'nin lojistik köprü rolü, ABD'nin bölgedeki angajmanıyla dengelenmeye çalışılıyor. Türkiye, hem ABD hem de Çin ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini sürdürerek kendine stratejik otonomi alanı yaratmaya çalışıyor. Bu bağlamda, ABD-Çin arasında stratejik istikrarın sağlanması, Türkiye'nin dış politikasında manevra kabiliyetini artıracaktır.