Çin, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki tarım ticaretinin hız kazanmasıyla birlikte ABD'den soya fasulyesi alımlarını artırarak devam eden bir satın alma dalgasını genişletti. İki ülke arasındaki ticaret savaşının ardından başlayan yumuşama süreci, özellikle tarım ürünlerinde karşılıklı adımlarla somutlaşıyor. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre, son haftalarda Çinli alıcılar büyük miktarlarda soya fasulyesi siparişi verdi. Bu alımlar, 2020 yılında imzalanan Birinci Aşama Ticaret Anlaşması'nın hedefleri doğrultusunda gerçekleşiyor. Anlaşma, Çin'in 2020 ve 2021 yıllarında ABD'den toplamda 200 milyar dolarlık mal ve hizmet alımını öngörüyordu. Soya fasulyesi, bu alımların önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Soya Fasulyesi Ticareti ve Arka Planı
Soya fasulyesi, ABD-Çin ticaretinde kilit bir ürün konumunda. Çin, dünyanın en büyük soya fasulyesi ithalatçısı olup, hayvan yemi ve gıda üretiminde yoğun olarak kullanıyor. ABD ise Brezilya'nın ardından en büyük ikinci ihracatçı. Ticaret savaşının zirve yaptığı 2018-2019 döneminde Çin, ABD soya fasulyesine yüksek gümrük vergileri uygulamış ve alımları durma noktasına getirmişti. Ancak 2020'deki anlaşmayla birlikte alımlar yeniden başladı. Son dönemdeki alım dalgası, Çin'in domuz üretiminin toparlanması ve yem talebindeki artışla da bağlantılı. ABD'deki hasat dönemi ve Çin'deki yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerinin hafiflemesi, ticaret akışını hızlandırdı. Uzmanlar, bu alımların iki ülke arasındaki ticari gerginliklerin azalmasına katkı sağladığını belirtiyor. Ancak teknoloji ve güvenlik alanındaki sorunlar henüz çözülmüş değil.
ABD Tarım Bakanlığı'nın haftalık ihracat satış raporlarına göre, Çin son dört haftada 1,5 milyon tonun üzerinde soya fasulyesi alımı gerçekleştirdi. Bu miktar, geçen yılın aynı dönemine göre belirgin bir artışı işaret ediyor. Alımlarda özellikle orta batı eyaletlerinden yapılan sevkiyatlar öne çıkıyor. Çinli alıcıların ayrıca ABD'den mısır ve buğday alımlarını da artırdığı bildiriliyor. ABD Çiftlik Bürosu Federasyonu, bu gelişmeyi memnuniyetle karşılarken, sürdürülebilir bir ticaret ilişkisi için daha fazla adım atılması gerektiğini savunuyor. Çin ise ithalatını çeşitlendirme stratejisi kapsamında Brezilya'dan da yoğun alım yapmaya devam ediyor.
Küresel Piyasalar ve Bölgesel Boyut
ABD-Çin soya fasulyesi ticaretindeki bu hareketlilik, küresel tarım emtia piyasalarını da etkiliyor. Chicago Ticaret Borsası'nda soya fasulyesi fiyatları, artan talep ve arz endişeleriyle dalgalı bir seyir izliyor. Analistler, Çin'in alımlarının fiyatları desteklediğini ancak Brezilya'nın rekor hasadının fiyat artışlarını sınırladığını ifade ediyor. Küresel gıda güvenliği açısından, ABD-Çin ticaretindeki istikrar, özellikle Asya ve Afrika'da yem ihtiyacı olan ülkeler için önem taşıyor. Ayrıca, bu ticaret akışı, ABD'nin tarım ihracatçılarına gelir sağlarken, Çin'in de gıda arzını güvence altına almasına yardımcı oluyor. Bununla birlikte, iki ülke arasındaki jeopolitik gerilimlerin (Tayvan, teknoloji, Güney Çin Denizi) ticarete yansıma riski bulunuyor. Uzmanlar, ticari ilişkilerin bu tür gerginliklerden ayrıştırılmasının zor olduğunu, ancak karşılıklı bağımlılığın savaş yerine işbirliğini tercih ettirdiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin arasındaki soya fasulyesi ticaretinin artması, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de küresel tarım piyasalarındaki fiyat istikrarı açısından olumlu bir sinyaldir. Türkiye, soya fasulyesini yem sanayisinde kullanan ve büyük ölçüde ithalata bağımlı bir ülkedir. Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticaretin yumuşaması, soya fasulyesi fiyatlarında aşırı dalgalanmaları önleyerek Türk çiftçi ve hayvancılık sektörü için maliyet öngörülebilirliği sağlayabilir. Ayrıca, ABD-Çin ilişkilerindeki bu olumlu hava, küresel ticaret savaşlarının azalmasına katkıda bulunabilir. Bu durum, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin ticaret ortamını iyileştirebilir. Ancak Türkiye, kendi tarım politikalarında arz güvenliğini artırmak için yerli üretime ve alternatif tedarikçilere (örneğin Ukrayna, Rusya) yönelmeye devam etmelidir. Kısacası, bu gelişme küresel ticaretteki kırılganlıkları azaltma potansiyeli taşıdığı için Türkiye için dolaylı bir kazanım olarak değerlendirilebilir.