Çin ile ABD arasında giderek derinleşen nükleer silahlanma yarışı, iki ülkenin “yapıcı stratejik istikrar” (constructive strategic stability) kavramı etrafında yeni bir diyalog başlatmasını gerektiriyor. Uzmanlara göre gerçek stratejik istikrar, tarafların karşılıklı kırılganlığı kabul etmesiyle başlıyor. Bu çerçeve, Soğuk Savaş dönemindeki ABD-Sovyet nükleer denetim mekanizmalarına benzer şekilde, Çin ve ABD’nin nükleer cephaneliklerini sınırlandıracak ortak kurallar geliştirmesini öngörüyor.
Gelişmenin Arka Planı: Nükleer Modernizasyon ve Güvenlik İkilemi
Son yıllarda Çin, nükleer cephaneliğini hızla modernize ediyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne (SIPRI) göre Çin’in elinde yaklaşık 410 nükleer savaş başlığı bulunuyor ve bu sayının 2030’lara kadar 1.000’e ulaşması bekleniyor. ABD ise halihazırda yaklaşık 3.700 savaş başlığıyla en büyük nükleer güç konumunda. Ancak Çin’in hızlı büyümesi, ABD’nin yeni bir silahlanma yarışına girme riskini artırıyor.
“Yapıcı stratejik istikrar” kavramı, iki ülkenin birbirini tehdit olarak algılamasının önüne geçmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım, tarafların nükleer saldırı veya ilk vuruş kapasitelerini sınırlandırmasını, erken uyarı sistemlerinde şeffaflığı artırmasını ve kriz dönemlerinde iletişim kanallarını açık tutmasını içeriyor. Uzmanlar, karşılıklı kırılganlığın kabulünün, nükleer caydırıcılığın istikrarlı bir temele oturmasına yardımcı olacağını vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Asya’da Güvenlik Dengesi
ABD-Çin nükleer rekabeti, Asya-Pasifik bölgesindeki güvenlik dinamiklerini doğrudan etkiliyor. ABD’nin Japonya ve Güney Kore’ye sağladığı nükleer şemsiye, Çin tarafından bir tehdit olarak algılanıyor. Öte yandan Çin’in hipersonik füzeler gibi yeni nesil silahları, ABD’nin füze savunma sistemlerini aşma potansiyeli taşıyor. Bu durum, “nükleer eşik” kavramının aşındığı bir ortam yaratıyor.
İki ülke arasındaki diyalog, sadece nükleer silahlarla sınırlı kalmamalı. Uzay ve siber alan da stratejik istikrarın sağlanması gereken kritik alanlar. ABD’nin 2022 Nükleer Duruş İncelemesi’nde, uzay ve siber tehditlerin nükleer planlamada giderek daha önemli hale geldiği belirtiliyor. Çin ise kendi askeri doktrininde bu alanlara öncelik veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin nükleer rekabeti, Türkiye’nin de içinde bulunduğu NATO ittifakının caydırıcılık stratejilerini yakından ilgilendiriyor. Türkiye, NATO’nun nükleer paylaşım düzenlemeleri kapsamında İncirlik Üssü’nde ABD’ye ait nükleer silahları barındırıyor. Çin ile ABD arasında tırmanan bir nükleer silahlanma yarışı, NATO’nun Avrupa’daki caydırıcılık pozisyonunu ve Türkiye’nin bu sistem içindeki rolünü etkileyebilir. Ayrıca Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri ve enerji bağımlılığı, Çin-ABD arasındaki stratejik istikrarın küresel güvenlik mimarisine yansımalarını takip etmeyi gerektiriyor.