ABD ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde beklenmedik bir yavaşlama yaşadı. Resmi verilere göre gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) yıllıklandırılmış olarak yalnızca %0.8 arttı. Bu oran, ilk çeyrekte kaydedilen %2.1'lik büyümenin oldukça altında ve piyasa beklentilerinin (%1.5) belirgin şekilde gerisinde kaldı. Yavaşlamanın arkasındaki temel nedenler olarak yeni uygulamaya konulan ithalat tarifeleri ve petrol fiyatlarındaki keskin artış gösteriliyor. Bu iki faktör, ekonomide arz yönlü bir şok yaratarak üretim maliyetlerini yükseltti ve tüketici harcamalarını olumsuz etkiledi. Uzmanlar, büyümenin yeniden hızlandırılması için para politikasında gevşeme, mali teşvikler ve ticaret anlaşmazlıklarının çözümü gibi adımların gerektiğini vurguluyor.
Arz Şokunun Anatomisi: Tarifeler ve Petrol Fiyatları
2026'nın başında ABD yönetimi, yerli üretimi korumak amacıyla çelik, alüminyum ve elektronik bileşenler dahil olmak üzere geniş bir ürün yelpazesine yeni gümrük tarifeleri getirdi. Bu tarifeler, ithal girdilere bağımlı şirketlerin maliyetlerini doğrudan artırdı. Üreticiler, artan maliyetleri fiyatlarına yansıtmak zorunda kaldı; bu da enflasyonist baskıları beraberinde getirdi. Özellikle otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde üretim kesintileri yaşanırken, tedarik zincirlerinde aksamalar meydana geldi.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş ise tabloyu daha da kötüleştirdi. Küresel piyasalarda Brent tipi ham petrolün varil fiyatı, jeopolitik gerginlikler ve OPEC+ üretim kısıntılarının etkisiyle ikinci çeyrekte ortalama 95 dolara ulaştı. Bu artış, enerji yoğun sektörlerdeki maliyetleri artırırken, hanelerin enerji ve ulaştırma harcamalarını yukarı çekti. Tüketici güveni gerilerken, perakende satışlarda belirgin bir düşüş görüldü. İşsizlik oranı ise hafif artışla %4.3'e yükseldi.
Küresel Yansımalar ve Politika Seçenekleri
ABD ekonomisindeki bu yavaşlama, dünya genelinde etkilerini hissettiriyor. ABD'nin en büyük ticaret ortakları olan Kanada, Meksika ve Çin, ihracatlarının azalması nedeniyle büyüme hedeflerini aşağı yönlü revize etmek zorunda kaldı. Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel büyüme tahminini 0.3 puan düşürerek %3.1'e çekti. Gelişmekte olan ülkeler ise artan dolar borçlanma maliyetleri ve azalan talep nedeniyle zor bir süreçten geçiyor.
ABD Merkez Bankası (Fed), enflasyonla mücadele ile büyümeyi dengelemek arasında sıkışmış durumda. Faiz oranlarını sabit tutan Fed, olası bir resesyon sinyaline karşı temkinli bir duruş sergiliyor. Öte yandan ekonomistler, tarifelerin kademeli olarak kaldırılması veya yalnızca stratejik sektörlerle sınırlandırılması durumunda arz şokunun hafifleyebileceğini savunuyor. Ayrıca altyapı yatırımları ve yeşil enerji geçişini hızlandıracak teşviklerin büyümeyi destekleyebileceği belirtiliyor. Ancak bu politikaların uygulanması, siyasi iradeye ve küresel iş birliğine bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ekonomisindeki yavaşlama, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için doğrudan ve dolaylı etkiler barındırıyor. Türkiye'nin ihracatında önemli paya sahip olan ABD pazarındaki talep daralması, Türk ihracatçılarını olumsuz etkileyebilir. Özellikle otomotiv ve tekstil sektörleri ABD'ye yapılan satışlarda düşüş yaşayabilir. Ayrıca, Fed'in faiz indirimlerine gitmemesi durumunda gelişen ülkelerde sermaye çıkışları hızlanabilir ve döviz kurları üzerinde baskı oluşabilir. Bu durum, Türkiye'nin enflasyonla mücadelesini zorlaştırabilir. Ancak, ABD'nin büyümeyi canlandırmak için uygulayacağı teşvik politikaları, küresel ticareti canlandırarak Türkiye'ye dolaylı fayda sağlayabilir. Türkiye'nin ticaret ortaklarını çeşitlendirme ve yeni pazarlara açılma stratejisi bu dönemde daha da önem kazanıyor.