ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran'ın nükleer programına ilişkin kritik müzakerelere başlamak üzere İsviçre'nin Zürih kentine ayak bastı. Geçtiğimiz hafta imzalanan çerçeve anlaşmanın ardından, üst düzey Amerikalı ve İranlı müzakereciler şimdi 60 günlük yoğun bir maratonla teknik ayrıntılar üzerinde mutabakat sağlamaya çalışıyor. Vance'in başkanlık ettiği ABD heyeti, Tahran yönetiminin uranyum zenginleştirme faaliyetlerine sınırlama getirilmesi ve uluslararası denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi başlıkları masaya taşıyor. Taraflar, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) yeniden canlandırılması veya yerine geçecek yeni bir düzenleme oluşturulması konusunda kritik bir kavşakta buluşuyor.
Görüşmelerin Arka Planı ve Çerçeve Anlaşma
İki hafta önce Umman'da yapılan ön görüşmeler sonucunda varılan çerçeve anlaşma, tarafların temel ilkelerde uzlaştığını ancak somut adımların belirlenmediğini gösteriyordu. Vance'in Zürih'e gelişiyle birlikte, bu çerçevenin somut taahhütlere dönüştürülmesi için teknik ekipler yoğun mesai yapmaya başladı. ABD tarafı, İran'ın yüzde 60'a varan zenginleştirme seviyesini düşürmesini ve mevcut stoklarının önemli bir kısmının yurt dışına çıkarılmasını talep ediyor. İranlı yetkililerse, nükleer enerji üretimi için barışçıl zenginleştirme hakkının tanınması ve ekonomik yaptırımların kademeli olarak kaldırılması koşulunda ısrar ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran tesislerine erişimi de pazarlığın önemli başlıkları arasında yer alıyor.
Görüşmelerin bu kadar hızlı bir takvimle ilerlemesi, iki tarafın da anlaşmazlığın askeri bir boyuta evrilmesini istememesinden kaynaklanıyor. ABD'li yetkililer, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasına bir yıldan az bir süre kaldığı uyarısında bulunurken, Tahran yönetimi nükleer programının tamamen barışçıl olduğu savunmasını yineliyor. Vance'in İsviçre'deki temasları, bu haftasonu yapılması planlanan üst düzey ortak oturum öncesinde pozisyonları netleştirmeyi amaçlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran nükleer dosyası yalnızca ABD-İran ikili ilişkilerini değil, tüm Ortadoğu'nun güvenlik mimarisini yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail gibi aktörler, Tahran'ın olası bir nükleer kabiliyetine karşı kendi caydırıcılık stratejilerini şekillendirirken, İran'ın nükleer altyapısına yönelik herhangi bir kısıtlama bölgesel dengeleri etkileyecek. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, görüşmeleri yakından takip ederken, Rusya ve Çin gibi diğer büyük güçler ise İran ile ticari ve enerji ilişkilerini koruma endişesi taşıyor. Küresel petrol piyasaları, İran yaptırımlarının hafifletilmesi halinde arz artışı beklentisiyle şimdiden hareketlenmiş durumda. Uzmanlar, 60 günlük sürenin oldukça iddialı olduğunu ancak tarafların siyasi iradesiyle somut bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer meselesinde her zaman diyaloğu ve barışçıl çözümü destekleyen bir tutum sergilemiştir. İran'la komşu olan ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden karşılayan Türkiye için, Tahran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesi enerji arz güvenliği ve ticaret hacmi açısından olumlu sonuçlar doğurabilir. Ayrıca, nükleer anlaşmazlığın sona ermesi veya yumuşaması, bölgesel gerilimleri azaltarak Türkiye'nin Kafkasya ve Orta Doğu'daki diplomatik manevra alanını genişletebilir. Ancak İran'ın nükleer programındaki herhangi bir belirsizlik, Türkiye'nin kendi nükleer enerji santrali projeleri ve bölgesel güvenlik politikaları açısından dikkatle izlenmelidir.