ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, İran nükleer anlaşmasına yönelik iç kamuoyunda ve uluslararası arenada desteği artırmak amacıyla kapsamlı bir medya kampanyası başlattı. Başkan Joe Biden yönetiminin, selefi Donald Trump döneminde terk edilen anlaşmayı yeniden canlandırma çabaları kapsamında gerçekleşen bu hamle, Orta Doğu'da dengeleri değiştirebilecek bir diplomasi atağı olarak değerlendiriliyor. Harris, başta NBC ve CNN olmak üzere büyük Amerikan yayın kuruluşlarına verdiği röportajlarda, anlaşmanın İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırdığını ve bölgesel güvenliğe katkı sağladığını vurguladı. Beyaz Saray'ın bu hamlesi, İran ile müzakerelerin kritik bir dönemece girdiği bir sırada geliyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Mevcut Durum
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini kısıtlarken, uluslararası toplum da İran'a yönelik ekonomik yaptırımları kademeli olarak kaldırmayı taahhüt etmişti. Ancak 2018'de Trump yönetiminin tek taraflı olarak anlaşmadan çekilmesi ve 'maksimum baskı' politikası uygulaması, İran'ın nükleer faaliyetlerini yeniden artırmasına yol açtı. Biden yönetimi, anlaşmayı yeniden canlandırmak için Viyana'da yürütülen müzakerelerde ilerleme kaydetmiş olsa da, henüz nihai bir mutabakata varılamadı. Harris'in medya turu, özellikle Kongre'deki muhalif sesleri ikna etmeyi ve Amerikan halkına anlaşmanın güvenlik faydalarını anlatmayı hedefliyor. Bu bağlamda Harris, İran'ın nükleer silah üretmesini engellemenin en etkili yolunun diplomatik anlaşma olduğunu savunuyor.
Harris'in açıklamaları, İran yönetiminden de dikkatle takip ediliyor. Tahran, ABD'nin samimiyetini test etmek için masada kalmaya devam ederken, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, 'ABD'nin sözde diplomatik çabalarına karşın yaptırımların hafifletilmesi konusunda somut adım atmadığını' belirtti. Bu karşılıklı güvensizlik ortamı, anlaşmanın geleceğini belirsiz kılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran nükleer anlaşması, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini etkiliyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail gibi bölgesel aktörler, anlaşmanın İran'ı nükleer silah sahibi olmaktan alıkoymada yetersiz kalabileceğini savunuyor. Öte yandan Avrupa ülkeleri, anlaşmanın sürdürülebilirliği için ABD'nin yapıcı rol oynamasını istiyor. Rusya ve Çin, anlaşmanın restorasyonunu desteklerken, aynı zamanda İran ile ekonomik işbirliğini derinleştiriyor. Harris'in medya hamlesi, küresel kamuoyunda anlaşmaya yönelik farkındalığı artırmayı amaçlıyor. Ancak İran'ın bölgesel milis gruplarına verdiği destek ve füze programı, anlaşmanın kapsamı dışında kaldığından, bu konulara ilişkin ek müzakerelere ihtiyaç duyuluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılaması nedeniyle nükleer anlaşmanın akıbetini yakından izliyor. Anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesi, İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi ve Türkiye-İran ticaretinin artması anlamına gelebilir. Ancak anlaşmanın çökmesi durumunda, bölgede olası bir askeri gerginlik Türkiye'nin güney sınırlarında istikrarsızlığa yol açabilir. Ayrıca, ABD'nin anlaşma konusunda yaşayacağı herhangi bir başarısızlık, Türkiye'nin savunma sanayiinde yerli üretimi artırma hedeflerini dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, hem Washington hem de Tahran ile dengeli bir diplomasi yürütmeye çalışıyor.