ABD'nin Asya-Pasifik bölgesine yönelik stratejik ağırlığı, 2024 yılının ortalarında beklenmedik bir dönüşüm geçiriyor. Hint-Pasifik Komutanlığı (INDOPACOM) çerçevesinde yürütülen ve Çin'in etkisini dengelemeyi hedefleyen titiz politika, yerini büyük ölçüde Orta Doğu'daki acil kriz yönetimine bırakmış durumda. Ukrayna savaşının devam eden yükü ve İsrail-Hizbullah arasındaki gerilimin yeniden alevlenmesi, Washington'un Asya'ya dönük siyasetini önemli ölçüde gölgelemiş, yeniden dengelenme olarak adlandırılan stratejinin uygulanabilirliğini tartışmaya açmıştır. Pentagon'un bütçe tahsisatlarındaki değişim, Müttefik Kuvvetler Komutanlığı'ndan sorumlu üst düzey yetkililerin bölgesel turlarının seyrelmesi ve askeri tatbikat takvimindeki aksamalar, bu kaymanın en somut göstergeleri arasında yer almaktadır.
Stratejik Önceliklerin Yeniden Belirlenmesi
Biden yönetimi, 2022 yılında yayımladığı Ulusal Savunma Stratejisi'nde Çin'i “en önemli stratejik rakip” olarak tanımlamış ve Hint-Pasifik coğrafyasını öncelikli sorumluluk alanı ilan etmişti. Ancak aradan geçen sürede, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali Avrupa güvenliğini yeniden merkeze taşırken, 7 Ekim 2023 sonrası başlayan İsrail-Hamas savaşı ve İsrail'in Lübnan'a yönelik artan tehditleri, ABD yönetimini aynı anda birden fazla cephede angaje olmaya zorlamıştır. Bu durum, Pasifik'teki ittifak sisteminin (ANZUS, Filipinler ile Genişletilmiş Savunma İşbirliği Anlaşması, AUKUS) talep ettiği lojistik ve operasyonel kapasitenin bir kısmının Orta Doğu'ya kaydırılmasına yol açmıştır.
Son aylarda, Hint-Pasifik'te konuşlu uçak gemisi grev gruplarının Doğu Akdeniz ve Basra Körfezi'ne yeniden tahsis edildiği, füze savunma sistemlerinin İsrail'i korumak amacıyla yeniden konuşlandırıldığı gözlemlenmiştir. Aynı şekilde, Singapur'da düzenlenen Shangri-La Diyaloğu gibi bölgesel güvenlik forumlarında ABD'nin geleneksel yüksek profilli katılımı, daha alt düzeyde temsille sınırlı kalmıştır. Savunma Bakanı Lloyd Austin'in hastane süreci ve bazı üst düzey komutanlık boşlukları da bu geçişi hızlandırmıştır.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin Orta Doğu'ya yeniden odaklanması, Asya-Pasifik'te Çin'in “yumuşak güç” ve askeri varlığını güçlendirmesi için bir fırsat penceresi yaratmıştır. Çin, Güney Çin Denizi'ndaki adacıklara yönelik inşa faaliyetlerini hızlandırırken, Tayvan Boğazı'nda daha sık ve iddialı devriyeler gerçekleştirmektedir. Aynı dönemde Japonya, Avustralya ve Hindistan'ı kapsayan Quad ittifakı, ortak tatbikatlar konusunda ABD'ye daha fazla güvenmek zorunda kalmış; Güney Kore ve Filipinler ise Washington'dan net taahhütler beklemeyi sürdürmüştür.
Diplomatik cephede, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın uzun süredir planlanan Çin ziyareti ve APEC toplantıları, İsrail krizi nedeniyle ertelenmiş veya gündemi daraltılmıştır. Bu durum, Pekin'in bölgedeki etkisini genişletme çabalarına dolaylı olarak katkıda bulunmuştur. Öte yandan, Avrupa Birliği ve NATO'nun da enerjilerini Orta Doğu ve Ukrayna'ya yöneltmesi, Asya'da “çok vektörlü” bir güç dengesi arayışını tetiklemiştir. Rusya, Ukrayna savaşına rağmen Asya'da enerji ve silah satışları üzerinden etkinliğini korumaya çalışırken, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler bağımsız dış politika hatlarını daha belirgin hale getirmiştir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada ABD'nin dikkatinin ne kadar dağınık olduğunu teyit etmektedir. Türkiye, NATO içinde Doğu Akdeniz ve Karadeniz'de kilit bir aktör konumundayken, ABD'nin Hint-Pasifik-Orta Doğu sarkacı arasında sıkışması, Ankara'ya bölgesel inisiyatif alanı açabilir. Ukrayna savaşında arabuluculuk, Karadeniz Tahıl Koridoru ve Libya'daki askeri varlık gibi alanlarda Türkiye'nin görece özerk hareket kabiliyeti artmıştır. Bununla birlikte, ABD'nin Orta Doğu'ya daha fazla kaynak ayırması, Suriye'nin kuzeyi ve Irak'taki PKK/YPG varlığı konusunda yeni pazarlık ortamları yaratabilir. Ankara, Asya'da Çin'le artan ekonomik ilişkilerin yanı sıra, Washington'un kriz yönetimine odaklanmasından faydalanarak “denge politikası”nı derinleştirme fırsatı yakalayabilir.