ABD'nin arabuluculuğunda Salı günü Washington'da başlaması planlanan yeni Lübnan-İsrail doğrudan müzakere turunda, İsrail'in güney Lübnan'ın bazı bölgelerinden kademeli olarak çekilmesi olasılığının ele alınması bekleniyor. İsrail haber sitesi Walla'nın raporuna göre, müzakereler ABD'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek ve taraflar arasında uzun süredir devam eden sınır anlaşmazlıklarının çözümüne yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Görüşmelerde ayrıca, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) bölgedeki rolü ve Lübnan ordusunun güneydeki varlığının güçlendirilmesi gibi konuların da masaya yatırılması bekleniyor.
Gelişmenin arka planı: Mavi Hat ve 1701 sayılı karar
Lübnan ile İsrail arasındaki sınır anlaşmazlığı, uzun yıllardır bölgesel istikrarı tehdit eden bir unsur olarak öne çıkıyor. 2006 Lübnan Savaşı'nı sona erdiren BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, İsrail ile Lübnan arasına bir tampon bölge oluşturulmasını öngörüyordu. Ancak bu kararın uygulanması, taraflar arasındaki güvensizlik ve sınır ihlalleri nedeniyle tam anlamıyla hayata geçirilemedi. Mavi Hat olarak bilinen fiili sınır hattı, İsrail'in 2000 yılında güney Lübnan'dan çekilmesinin ardından BM tarafından belirlenmişti. Ancak Lübnan, Şeba Çiftlikleri olarak bilinen küçük bir bölgenin hâlâ işgal altında olduğunu savunuyor. İsrail ise bu bölgenin Suriye'ye ait olduğunu ve dolayısıyla Lübnan ile ilgisi bulunmadığını iddia ediyor.
Yeni müzakere turunun, bu uzun süreli anlaşmazlığa bir çözüm bulunması açısından kritik olduğu belirtiliyor. Walla'nın raporuna göre, ABD'li yetkililer, İsrail'in güney Lübnan'dan çekilmesinin kademeli olarak ve belirli güvenlik garantileri çerçevesinde gerçekleşmesini öngören bir plan üzerinde çalışıyor. Bu plan kapsamında, Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve Lübnan ordusunun Litani Nehri'nin güneyinde konuşlanması gibi hususların da ele alınması bekleniyor. Ancak Hizbullah'ın bölgedeki askeri varlığı ve İran'ın etkisi, çözümün önündeki en büyük engeller olarak görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Enerji kaynakları ve deniz sınırı
Lübnan-İsrail görüşmeleri, sadece kara sınırı anlaşmazlığını değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları ve enerji kaynakları paylaşımını da ilgilendiriyor. Geçtiğimiz yıllarda ABD arabuluculuğunda yapılan müzakereler sonucunda, taraflar deniz sınırı konusunda anlaşmaya varmış ve bu anlaşma ile Lübnan'ın Kariş gaz sahası gibi potansiyel enerji kaynaklarına erişimi kolaylaşmıştı. Yeni görüşmelerin, bu olumlu ivmeyi kara sınırına da taşıması umuluyor. Bölgesel düzeyde, İsrail ile normalleşme sürecindeki Arap ülkeleri (BAE, Bahreyn, Fas) ve Suudi Arabistan'ın dolaylı etkisi, müzakerelerin başarı şansını artırabilir. Öte yandan, İran'ın bölgedeki nüfuz mücadelesi ve Hizbullah'ın Lübnan siyasetindeki ağırlığı, İsrail'in güvenlik endişelerini derinleştiriyor. ABD'nin arabuluculuk rolü, Biden yönetiminin Orta Doğu'da istikrarı sağlama çabalarının bir parçası olarak görülüyor. Ancak İsrail'deki koalisyon hükümetinin iç siyasi dengeleri ve aşırı sağcı partilerin muhalefeti, çekilme planını zora sokabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan-İsrail görüşmelerinin sonucu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasını doğrudan etkileyebilir. Olası bir barış anlaşması, bölgedeki enerji işbirliğini artırarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki doğal gaz projelerine katılımını gündeme getirebilir. Ayrıca, Lübnan'daki istikrar, Türkiye'nin Suriye politikası ve mülteci yükü açısından da önem taşıyor. Lübnan'da yeniden bir çatışma yaşanması, yeni bir mülteci akınına yol açabilir. Türkiye, hem Lübnan'la tarihi bağları hem de bölgesel denge arayışı nedeniyle bu süreci yakından takip etmektedir.