ABD, ikinci Donald Trump döneminin ilk toplu sınır dışı dalgasında, Orta ve Güney Amerika'ya odaklanmıştı. Ancak yeni strateji, Afrika ülkelerine yönelik mali yardım ve diplomatik baskıyı birleştirerek, ABD'deki binlerce göçmeni kıtaya geri göndermeyi hedefliyor. Yazışmalara göre, Washington, El Salvador ve Guatemala gibi ülkelerin sınır dışı edilenleri kabul etmesi karşılığında milyonlarca dolar yardım sağlamış, ayrıca Nijerya ve Angola gibi ülkelerle benzer anlaşmalar için bastırmıştır.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, ikinci döneminde göçmenlik politikasını daha da sertleştirerek, yalnızca sınırdan yakalananları değil, ülke içinde yıllardır yaşayan belgesiz göçmenleri de hedef aldı. Beyaz Saray, bu kapsamda 2024 yılı itibarıyla 2 milyondan fazla kişinin sınır dışı edilmesini planlıyor. Ancak Orta Amerika ülkeleri, kapasite yetersizliği ve insan hakları endişeleri nedeniyle bu kadar fazla sayıda kişiyi kabul etmekte zorlanıyor.
Bu noktada ABD, Afrika ülkelerine yöneldi. Örneğin, Nijerya, bir dönem ABD'de en fazla belgesiz göçmene sahip Afrika ülkesiydi. Washington, Abuja'ya 50 milyon dolar ek kalkınma yardımı teklif ederken, kabul etmemesi halinde mevcut yardımları keseceği tehdidinde bulundu. Benzer şekilde, Kenya ve Gana da sınır dışı anlaşmalarına zorlanıyor. ABD İç Güvenlik Bakanlığı'na göre, bu stratejinin amacı ABD'nin iç güvenliğini sağlamak olsa da, insan hakları örgütleri uygulamayı 'insan ticareti' olarak niteliyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu politikanın küresel yansımaları büyük. Afrika ülkeleri, kendi kıtalarından gelen göçmenleri kabul etmek zorunda kalırken, bu durum iç siyasi istikrarsızlığı tetikleyebilir. Özellikle Nijerya, halihazırda kuzeydoğuda Boko Haram isyanı ve yaygın yoksullukla mücadele ederken, ABD'den dönen binlerce kişinin entegrasyonu büyük bir sorun. Ayrıca, bu anlaşmaların yasal zemini sorgulanıyor; ABD'nin sığınmacıları, korunmaya ihtiyaçları olmasa bile, menşe ülkelerine karşı zorla geri göndermesi uluslararası hukuka aykırı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), bu uygulamaların 'geri göndermeme' ilkesini ihlal ettiğini belirtiyor.
Öte yandan, Çin ve Rusya gibi rakipler, ABD'nin bu politikasını Afrika'da propaganda malzemesi olarak kullanıyor. Pekin, 'ABD'nin Afrikalıları kendi ülkelerine atık gibi boşalttığı' söylemiyle kıtadaki nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Ayrıca, Avrupa Birliği de benzer bir politika izleyerek Kuzey Afrika ülkelerine sığınmacıları geri göndermek için mali yardım sağlıyor. Bu, küresel bir 'sorumluluğu başkasına yıkma' eğilimini yansıtıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dünyada en fazla mülteci barındıran ülke olarak, ABD'nin bu politikasını yakından izlemelidir. Benzer bir uygulamanın Avrupa Birliği tarafından Türkiye'ye yöneltilmesi riski bulunuyor. AB, Türkiye'ye yönelik mali yardımı, sığınmacıları geri kabul anlaşmalarına bağlama eğilimini sürdürüyor. Bu nedenle Ankara, uluslararası hukuka uygun, insani ve sürdürülebilir bir göçmen politikası geliştirmeli. Ayrıca Afrika ülkeleriyle iş birliği, bu tür dış baskılara karşı ortak bir duruş geliştirme fırsatı sunabilir.