ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Maryland eyaletine karşı federal mahkemede dava açtı. Başkan Donald Trump yönetiminin eyalet düzeyindeki sığınma politikalarına (sanctuary policies) yönelik sert müdahalesinin bir parçası olan dava, eyaletin uygulamalarının federal göçmenlik yasalarının uygulanmasını engellediği iddiasına dayanıyor. 9 Temmuz’da Washington’da açıklanan dava, Maryland Valisi Larry Hogan ve eyalet başsavcısını hedef alıyor. DOJ, Maryland’ın göçmenlik makamlarıyla işbirliğini sınırlayan yasalarının, Anayasa’nın üstünlük maddesini (Supremacy Clause) ihlal ettiğini ve federal yasaların uygulanmasını engellediğini savunuyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, göçmenlik yasalarının uygulanmasını engellediği gerekçesiyle sığınma şehirleri ve eyaletlerine karşı hukuki mücadeleyi yoğunlaştırdı. Maryland, 2018’de yürürlüğe giren bir yasayla polisin bir kişinin göçmenlik statüsünü sadece federal makamların talebi üzerine sormasına izin vermişti. Ayrıca eyalet, federal göçmenlik makamlarının (ICE) tutuklama taleplerine uyma zorunluluğunu da kaldırmıştı. DOJ, bu düzenlemelerin federal yasaları engellediğini ve kamu güvenliğini tehdit ettiğini iddia ediyor. Maryland yetkilileri ise eyaletin yasalarının yasal olduğunu ve federal otoriteye saygı gösterdiğini savunuyor. Hogan yönetimi, eyaletin göçmenlik politikalarının insani olduğunu ve suçla mücadeleyi zayıflatmadığını belirtiyor.
Benzer davalar daha önce Kaliforniya, New York ve Chicago gibi eyalet ve şehirlere karşı da açılmıştı. Trump yönetimi, sığınma politikalarının federal göçmenlik yasalarını ihlal ettiğini ve ülke genelinde kaos yarattığını öne sürüyor. Ancak eleştirmenler, bu davaların siyasi amaçlı olduğunu ve eyaletlerin kendi iç güvenliklerini düzenleme hakkını ihlal ettiğini ifade ediyor. Maryland davası, federalizm tartışmalarını yeniden alevlendirirken, Yüksek Mahkeme’nin önümüzdeki aylarda bu konuda önemli bir karar vermesi bekleniyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD’de eyaletlerle federal hükümet arasındaki göçmenlik politikası çatışması, sadece iç hukuku değil, aynı zamanda ABD’nin uluslararası imajını da etkiliyor. Trump yönetiminin sert göçmenlik politikaları, Meksika ve Orta Amerika ülkeleriyle ilişkileri gerdi. Öte yandan, Kanada ve Avrupa Birliği gibi aktörler, ABD’nin insan hakları sicilini eleştiriyor. Maryland davasının sonucu, diğer eyaletler için emsal teşkil edebilir. Eğer DOJ davayı kazanırsa, diğer sığınma eyaletlerinin de benzer yasalarını geri çekmesi gerekebilir. Bu durum, ABD’de göçmen toplulukları arasında korku ve belirsizlik yaratıyor. Ayrıca, 2020 başkanlık seçimleri yaklaşırken, göçmenlik politikası yeniden kutuplaştırıcı bir seçim malzemesi haline geliyor. Demokratlar eyalet düzeyinde sığınma politikalarını savunurken, Cumhuriyetçiler federal yasaların üstünlüğünü vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’deki göçmenlik politikalarındaki bu gelişme, Türkiye’yi dolaylı olarak ilgilendiriyor. Türkiye, göçmen krizinde önemli bir aktör olarak ABD’nin uygulamalarını yakından izliyor. ABD’deki sığınma politikalarına yönelik yargısal müdahale, uluslararası göç yönetiminde hukuki ve siyasi tartışmaları derinleştiriyor. Türkiye’nin de göçmen politikalarını şekillendirirken, federal devletlerle merkezi hükümet arasındaki dengeyi göz önünde bulundurması gerekiyor. Ayrıca, ABD’deki insan hakları ve hukukun üstünlüğü tartışmaları, Türk kamuoyunda sığınmacı politikalarına dair farkındalığı artırabilir. Bu dava, küresel göç yönetiminde güçlü devletlerin bile iç hukuki çelişkilerle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.