Avrupa Birliği ülkeleri, Gazze ve Batı Şeria’daki gelişmeleri görüşmek üzere bir araya gelirken, ulusal hükümetlerin artık AB düzeyindeki karar alma kilitlenmesinin arkasına sığınarak İsrail’e karşı hesap sorma sorumluluğundan kaçamayacağı belirtiliyor. Dışişleri bakanlarının haftalık toplantısı, İsrail’in uluslararası hukuka aykırı eylemlerine karşı somut adımlar atılıp atılmayacağı sorusunu gündeme taşıdı. Uzmanlara göre, AB’nin ortak dış politika alanında oybirliği ilkesiyle çalışması, Macaristan gibi İsrail yanlısı ülkelerin vetosu nedeniyle bağlayıcı yaptırımların önünü tıkıyor. Ancak bu, üye ülkelerin kendi ulusal yetkilerini kullanarak ikili düzeyde ticari, diplomatik veya siyasi tedbirler almasını engellemiyor.
Gelişmenin arka planı
AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Gazze’deki insani durumun ‘felaket’ boyutlara ulaştığını ve uluslararası toplumun İsrail’i Uluslararası Adalet Divanı kararlarına uymaya zorlaması gerektiğini söylemişti. Borrell, AB’nin İsrail’e yönelik yaptırımları görüşmek için yeterli desteğe sahip olmadığını ancak üye ülkelerin bireysel olarak harekete geçebileceğini vurguladı. Nitekim İspanya, İrlanda, Malta ve Slovenya gibi ülkeler, Filistin devletini tanıma ve İsrail mallarına ambargo uygulama gibi adımları değerlendiriyor. Almanya ve Çekya gibi ülkeler ise daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor.
Bir diğer önemli gelişme, AB üyesi ülkelerin kendi ulusal yasaları kapsamında İsrail’e silah satışını durdurma veya kısıtlama yetkisine sahip olması. Hollanda, Belçika ve Lüksemburg parlamentoları bu yönde kararlar almış durumda. Ayrıca, Avrupa Adalet Divanı’nın İsrail işgali altındaki topraklarda üretilen ürünlerin etiketlenmesine ilişkin kararları, tüketici bilincini artırarak ticari baskı oluşturabiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
AB ülkelerinin olası tek taraflı adımları, sadece İsrail’i değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkileyebilir. Bir yandan ABD’nin İsrail’e koşulsuz desteği sürerken, Avrupa’daki bu ayrışma Transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim yaratabilir. Öte yandan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan oylamalarda AB ülkelerinin büyük çoğunluğunun Filistin lehine oy kullanması, kamuoyunda İsrail’e yönelik eleştirilerin arttığını gösteriyor. Ancak bu siyasi iradenin ekonomik ve diplomatik yaptırımlara dönüşmesi, AB’nin kendi içindeki derin bölünmeler nedeniyle zor görünüyor. Yine de ulusal hükümetlerin, insan hakları ve uluslararası hukuk vurgusuyla hareket etmesi, uzun vadede AB düzeyinde de bir politika değişikliğine zemin hazırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği diplomatik destekle paralellik taşıyor. Ankara, uzun süredir İsrail’e yaptırım uygulanması çağrısı yaparken, AB ülkelerinin bu yönde adım atması Türkiye’nin tezlerini güçlendirebilir. Ayrıca, AB ülkelerinin Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki politikalarına karşı duyarlılığı da göz önüne alındığında, İsrail’e yönelik ortak bir Avrupa baskısı, Ankara’nın bölgedeki elini güçlendirebilir. Ancak, AB’nin oybirliği kuralı nedeniyle ortak yaptırım kararı çıkmazsa, Türkiye’nin ikili ilişkilerinde bu durumu fırsata çevirmesi mümkün.