Avrupa Birliği (AB), Slovenya Başbakanı Robert Golob'un ülkesinin Tel Aviv'deki büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma olasılığını gündeme getirmesinin ardından, Kudüs'ün uluslararası statüsüne ilişkin uzun süredir devam eden tutumunu Pazartesi günü bir kez daha teyit etti. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, "AB ve üye devletleri, Kudüs'ün statüsü konusunda uluslararası mutabakatı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarını desteklemeye devam edecektir" ifadeleri kullanıldı. Açıklamada, Kudüs'ün nihai statüsünün ancak İsrail ve Filistin arasında yapılacak müzakerelerle belirlenebileceği vurgulandı. Bu gelişme, Slovenya Başbakanı Golob'un geçtiğimiz hafta sonu yaptığı ve ülkesinin büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma konusunu değerlendirdiğini belirten açıklamalarının ardından geldi.
Slovenya Başbakanının Kudüs Çıkışı ve AB'nin Tepkisi
Slovenya Başbakanı Robert Golob, 27 Şubat 2024 tarihinde yaptığı bir açıklamada, ülkesinin Tel Aviv'deki büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma olasılığını değerlendirdiklerini söyledi. Golob, bu adımın Slovenya'nın İsrail ile ilişkilerini güçlendirme çabası kapsamında olduğunu belirtti. Ancak bu açıklama, AB içinde ve uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. AB, uzun yıllardır Kudüs'ün statüsü konusunda net bir duruşa sahip. Birlik, Doğu Kudüs'ü işgal altındaki Filistin topraklarının bir parçası olarak kabul ediyor ve burada herhangi bir ülkenin büyükelçiliğinin bulunmasını uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendiriyor. AB'nin bu tutumu, 1980 yılında kabul edilen Venedik Deklarasyonu'na ve ardından gelen birçok AB kararına dayanıyor.
AB sözcüsü, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, "AB, üye devletlerini Kudüs'te büyükelçilik açmamaya teşvik etmektedir. Bu, AB'nin ortak dış politika pozisyonudur ve tüm üye devletler bu pozisyona uymakla yükümlüdür" dedi. Açıklamada ayrıca, Slovenya'nın bu konuda AB ile istişare içinde olması gerektiği vurgulandı. Slovenya'nın AB dönem başkanlığı yapmış bir ülke olarak bu tür hassas konularda AB'nin ortak tutumuna saygı göstermesi bekleniyor.
Kudüs'ün Statüsü ve Uluslararası Hukuk
Kudüs'ün statüsü, İsrail-Filistin çatışmasının en hassas konularından birini oluşturuyor. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin 1967 tarihli 242 sayılı kararı ve 1980 tarihli 478 sayılı kararı, Kudüs'ün statüsünün tek taraflı olarak değiştirilemeyeceğini belirtiyor. BM Genel Kurulu da 1988 yılında aldığı bir kararla, Kudüs'ün İsrail tarafından ilhakını tanımamıştır. AB, bu kararlara sürekli olarak atıfta bulunuyor ve Kudüs'ün nihai statüsünün ancak İsrail ve Filistin arasında yapılacak müzakerelerle belirlenebileceğini savunuyor. Bu bağlamda, AB ülkelerinin büyükelçilikleri Tel Aviv'de bulunuyor. 2017 yılında ABD'nin eski Başkanı Donald Trump yönetiminin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması, uluslararası toplumda geniş tepki çekmişti. Ardından bazı ülkeler (Guatemala, Honduras, Kosova gibi) de benzer adımlar attı, ancak AB üye devletlerinden hiçbiri bu yönde bir adım atmadı.
Golob'un açıklamaları, Slovenya iç siyasetinde de tartışmalara yol açtı. Muhalefet partileri, başbakanı AB'nin ortak tutumundan sapmakla eleştirirken, hükümet kanadı ise henüz nihai bir karar alınmadığını ve konunun değerlendirme aşamasında olduğunu belirtti. Slovenya Dışişleri Bakanlığı, konuyla ilgili olarak AB kurumları ve diğer üye devletlerle temas halinde olduklarını açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davası ve Kudüs'ün statüsü konusundaki hassasiyetini bir kez daha gündeme getiriyor. Türkiye, Kudüs'ün işgal altındaki Filistin topraklarının bir parçası olduğunu ve Doğu Kudüs'ün Filistin devletinin başkenti olması gerektiğini savunmaktadır. AB'nin bu konuda Türkiye ile benzer bir pozisyonda olması, Ankara ile Brüksel arasında nadir görülen bir görüş birliğine işaret ediyor. Ancak Slovenya'nın olası bir adımı, AB içinde Türkiye'nin de tepkisini çekebilecek bir krize yol açabilir. Türkiye, daha önce ABD ve diğer ülkelerin Kudüs'te büyükelçilik açmasını kınamış ve bu adımların uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtmişti. Dolayısıyla, bu konunun takip edilmesi Türk dış politikası açısından önem arz etmektedir.