Avrupa Birliği'nde savunma sanayisine ayrılan bütçenin AB dışı ülke şirketlerine açılıp açılmayacağı konusunda Avrupa Parlamentosu ile AB Konseyi arasında ciddi bir anlaşmazlık yaşanıyor. Avrupa Rekabetçilik Fonu (European Competitiveness Fund) kapsamında, özellikle ABD, İngiltere ve Asya merkezli savunma firmalarının bu fondan yararlanıp yararlanamayacağı ve hangi koşullarda yararlanacağı belirsizliğini koruyor. Konu, AB'nin stratejik özerklik hedefleri ile transatlantik ittifak ilişkileri arasında ince bir denge kurmayı gerektiriyor.
Fonun kapsamı ve tarafların pozisyonları
Avrupa Rekabetçilik Fonu, AB'nin 2021-2027 çok yıllı mali çerçevesi kapsamında savunma ve uzay sanayisini güçlendirmek, üye ülkeler arası iş birliğini artırmak ve teknolojik bağımsızlığı sağlamak amacıyla oluşturulmuş bir mali destek mekanizması. Fonun toplam büyüklüğü henüz kesinleşmemekle birlikte, savunma kalemi için ayrılan kaynağın milyarlarca avroya ulaşması bekleniyor.
Avrupa Parlamentosu, fon kaynaklarının yalnızca AB merkezli şirketlere ve belirli koşulları sağlayan üçüncü ülke firmalarına açılması gerektiğini savunuyor. Parlamento'ya göre, AB dışı şirketlerin fonlara erişimi, karşılıklılık ilkesi ve AB'nin güvenlik çıkarlarına uyum şartına bağlanmalı. Aksi halde Avrupa'nın savunma sanayisindeki teknolojik birikimi ve rekabet gücü zayıflayabilir.
AB Konseyi'nde ise bazı üye devletler, özellikle ABD ve İngiltere gibi stratejik müttefiklerin şirketlerine daha geniş erişim sağlanmasından yana. Bu ülkeler, transatlantik bağların güçlendirilmesi ve NATO içindeki iş birliğinin derinleştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Konsey içindeki bu görüş ayrılığı, karar alma sürecini tıkayabilir.
Stratejik özerklik ve transatlantik ilişkiler arasında denge
Tartışmanın temelinde, AB'nin savunma alanında ne ölçüde kendi kendine yeterli olmak istediği yatıyor. Fransa ve Almanya gibi ülkeler, Avrupa'nın savunma sanayisinde dışa bağımlılığını azaltması gerektiğini savunurken, bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ABD ile iş birliğinin korunmasını öncelikli görüyor. Bu bölünme, sadece fon erişimiyle sınırlı değil; aynı zamanda ortak savunma projeleri, silah tedarik zincirleri ve teknoloji paylaşımı gibi konularda da kendini gösteriyor.
Uzmanlar, AB dışı şirketlere getirilecek kısıtlamaların, Avrupa savunma sanayisinin inovasyon kapasitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle yapay zeka, siber güvenlik ve insansız sistemler gibi kritik teknolojilerde ABD ve İsrail firmaları önemli bir rol oynuyor. Bu şirketlerin dışlanması, Avrupa'nın savunma kabiliyetlerinde boşluk yaratabilir.
Öte yandan, fon kaynaklarının AB dışına akması, Avrupa'nın kendi savunma sanayisini geliştirme çabalarını sekteye uğratabilir. Avrupa Komisyonu, bu dengeyi gözeterek bir çerçeve önerisi hazırlamaya çalışıyor. Ancak Parlamento ve Konsey arasındaki görüş ayrılıkları, yasal düzenlemenin gecikmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin savunma fonuna üçüncü ülke erişimi konusundaki belirsizlik, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türk savunma sanayisi son yıllarda önemli atılım yapmış olsa da, AB pazarına erişim ve ortak projelerde yer alma konusunda hâlâ engellerle karşılaşıyor. Eğer AB, üçüncü ülkelere karşılıklılık ve güvenlik şartıyla kapı aralarsa, Türkiye coğrafi konumu ve NATO üyeliği sayesinde bu fondan pay alabilir. Ancak Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi üyelerin vetosu ihtimali, süreci zorlaştırabilir. Türkiye'nin AB savunma projelerine katılımı, hem Avrupa'nın güvenliği hem de Türk savunma sanayisinin gelişimi açısından kritik.