Avrupa Birliği'nin (AB) gelecek döneme yönelik sağlık politikaları, üye ülkeler ile Avrupa Komisyonu arasında sivil toplum kuruluşlarına (STK) verilecek hibeler konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle askıya alındı. Brüksel'de devam eden bütçe müzakerelerinde, özellikle sağlık alanında faaliyet gösteren STK'lara ayrılan fonların kapsamı ve koşulları, üye ülkelerin bir kısmının itirazlarıyla karşılaştı. Diplomatik kaynaklara göre, taraflar arasındaki görüş ayrılıkları, söz konusu hibelerin yönetim şekli ve önceliklendirilmesi üzerinde yoğunlaşıyor. Bu durum, AB'nin pandemi sonrası sağlık sistemlerini güçlendirme ve gelecek krizlere hazırlık planlarının önünü kesmiş durumda.
STK Hibeleri ve Bütçe Anlaşmazlığı
Anlaşmazlığın merkezinde, AB'nin 2021-2027 dönemi çok yıllı mali çerçevesi kapsamında sağlık programına (EU4Health) ayrılan fonların önemli bir bölümünü oluşturan STK hibeleri yer alıyor. Komisyon, bu hibelerin, sağlık okuryazarlığı, hastalık önleme ve sağlık eşitsizlikleriyle mücadele gibi alanlarda sivil toplumun katılımını artırmak için kritik olduğunu savunuyor. Ancak bazı üye ülkeler, özellikle mali disiplini ön planda tutanlar, bu hibelerin etkinliğini sorguluyor ve fonların doğrudan üye ülkelerin sağlık sistemlerine aktarılmasını tercih ediyor. Almanya, Hollanda ve Avusturya gibi ülkeler, STK'ların hesap verebilirliğinin artırılmasını ve projelerin ölçülebilir sonuçlara odaklanmasını talep ederken; Fransa ve İtalya gibi ülkeler, sivil toplumun sağlık politikalarına katılımının demokratik bir gereklilik olduğunu vurguluyor.
Komisyon'un önerdiği bütçe taslağında, sağlık programına 5,3 milyar avro ayrılması öngörülüyor. Ancak üye ülkelerin bir kısmı, bu rakamın %20 oranında azaltılmasını ve tasarruf edilen kaynağın pandemi sonrası ekonomik toparlanma fonlarına aktarılmasını istiyor. Bu öneri, Komisyon ve sağlık alanında çalışan sivil toplum örgütleri tarafından sert bir dille eleştirildi. Avrupa Hasta Dernekleri Forumu (EPF) gibi kuruluşlar, bütçe kesintilerinin, nadir hastalıklar, kanser taramaları ve aşı programları gibi hayati alanlarda geri adım anlamına geleceğini belirtiyor. Görüşmelerin, önümüzdeki haftalarda yapılacak AB zirvesinde sonuçlandırılması bekleniyor, ancak diplomatlar, uzlaşının kolay olmayacağını ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu bütçe krizi, yalnızca AB içinde değil, küresel sağlık politikaları açısından da önem taşıyor. AB, dünya genelinde sağlık alanında en büyük bağışçılardan biri konumunda. Özellikle pandemi döneminde geliştirdiği 'Team Europe' yaklaşımıyla aşı tedariki ve sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi için gelişmekte olan ülkelere milyarlarca avro aktardı. Ancak iç bütçe tartışmaları, bu küresel taahhütlerin sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretleri yaratıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yetkilileri, AB'nin bu kararının, gelecekteki pandemilere karşı küresel hazırlığı doğrudan etkileyeceğini vurguluyor.
Ayrıca, bu anlaşmazlık, AB'nin genişleme ve komşuluk politikalarıyla da bağlantılı. Batı Balkanlar ve Doğu Avrupa ülkeleri, AB'nin sağlık fonlarından yararlanarak kendi sistemlerini iyileştirmeyi umuyor. Ancak fonların azaltılması veya koşulların ağırlaştırılması, bu ülkelerin AB ile entegrasyon süreçlerini de yavaşlatabilir. Öte yandan, Çin ve Rusya'nın sağlık diplomasisinde etkisini artırdığı bir dönemde, AB'nin iç kararsızlığı, bu ülkelere yeni fırsatlar sunuyor. Uzmanlar, AB'nin küresel sağlık liderliğini korumak için acilen uzlaşması gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, AB ile müzakere sürecinde sağlık alanını önemli bir işbirliği başlığı olarak görüyor. AB'nin sağlık programları, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarına ve sağlık altyapısına maddi destek sağlama potansiyeli taşıyor. Ancak bütçe krizinin devam etmesi, bu desteklerin sekteye uğramasına yol açabilir. Aynı zamanda, Türkiye'nin özellikle pandemi döneminde ilaç ve tıbbi cihaz tedarikinde yaşadığı sıkıntılar, AB ile daha koordineli bir sağlık politikasının önemini ortaya koydu. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde sağlık, göç ve ticaret gibi konularla birlikte ele alınması gereken, karşılıklı çıkar içeren bir alan olarak öne çıkıyor. AB'nin sağlık bütçesinde yapılacak kesintiler, Türkiye dahil aday ülkeler ve komşu ülkeler üzerinde dolaylı ama olumsuz etkiler yaratabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin müzakerelerde sağlık işbirliğinin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerde bulunması stratejik bir öncelik olmalıdır.