Avrupa Birliği liderleri, yıl sonu hedefiyle Brüksel'de kritik bir bütçe zirvesine başladı. İki gün sürecek zirvede, 2025-2027 dönemi için çok yıllı mali çerçeve üzerindeki uzlaşmazlıkların aşılması hedefleniyor. Başta ortak savunma harcamaları ve pandemi sonrası toparlanma fonu olmak üzere, birçok başlıkta derin görüş ayrılıkları bulunuyor. Zirveye ev sahipliği yapan Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel, açılışta yaptığı konuşmada, 'Kalplerimiz ve cüzdanlarımız aynı masada olmalı; bu görüşmeler yalnızca bir bütçe meselesi değil, geleceğimize dair bir yatırım kararıdır' dedi.
Bütçe Krizinin Arka Planı: Katkılar ve Öncelikler Çatışıyor
AB'nin uzun vadeli bütçesi, büyüklüğü ve dağılımı açısından üye ülkeler arasında sık sık gerilim yaratan bir konu. Yeni dönemde en tartışmalı başlıklardan biri, ortak savunma harcamalarının artırılması. Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı sonrası savunma yeteneklerini güçlendirme ihtiyacı, özellikle doğu kanadı ülkeleri tarafından öne çıkarılıyor. Ancak, net katkıda bulunan ülkeler, özellikle Almanya ve Hollanda, bütçenin büyümesine sıcak bakmıyor. Fransa ise savunma harcamalarının ortak borçlanmayla finanse edilmesi fikrini savunurken, Berlin kararlı bir şekilde karşı çıkıyor.
Öte yandan, pandemi sonrası toparlanma fonu olan 'NextGenerationEU' kapsamındaki kredilerin geleceği de belirsiz. Bazı ülkeler bu fonun süresinin uzatılmasını isterken, kemer sıkma yanlıları programın sona ermesini savunuyor. Ayrıca, göç ve sınır yönetimi, iklim değişikliğiyle mücadele ve tarım sübvansiyonları gibi başlıklar da müzakerelerin diğer önemli ayaklarını oluşturuyor.
Diplomatik kaynaklar, liderlerin özellikle göçmen krizi ve enerji güvenliği konularında somut adımlar atması gerektiğini, aksi halde müzakerelerin yıl sonuna kadar tamamlanamayacağını belirtiyor. Zirvenin ilk gününde yapılan çalışma yemeğinde, liderlerin 'kalp kalbe' bir diyalog kurması, sorunların çözümü için samimi bir ortam yaratılması bekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: AB'nin Güvenilirliği Test Ediliyor
Bu bütçe müzakereleri yalnızca AB içi siyasi dinamikleri değil, aynı zamanda birliğin küresel sahnedeki güvenilirliğini de etkiliyor. AB, Ukrayna'ya mali ve askeri destek kararları alırken, bütçedeki aksaklıklar Batı'nın bağlılığı konusunda soru işaretleri yaratıyor. Ayrıca, ABD ve Çin ile rekabette, özellikle teknoloji ve yeşil dönüşüm alanlarında, ortak finansmanın kritik olduğu değerlendiriliyor.
AB'nin küresel etkisi, ekonomik büyüklüğünden güç alıyor; bu nedenle içeride yaşanacak bir tıkanma, birliğin uluslararası ticaret müzakerelerindeki elini zayıflatabilir. Örneğin, ABD ile devam eden çelik ve alüminyum tarifeleri görüşmelerinde, AB'nin ortak bir bütçeyle pozisyon alması önem taşıyor. Bununla birlikte, Çin'in küresel altyapı yatırımlarına karşı kendi 'Global Gateway' stratejisini finanse etmek için de kaynak ayrılması gerekiyor.
Doğu Avrupa ülkeleri, özellikle Polonya ve Baltık devletleri, Rusya'nın oluşturduğu tehdide karşı savunma harcamalarının ortak bütçeden karşılanması konusunda ısrarcı. Bununla birlikte, Batı Avrupa ülkeleri, kendi ulusal savunma bütçelerini artırma konusunda isteksiz; bu durum müzakerelerde derin bir çatlak yaratıyor. Bu bölünmüşlük, NATO ile koordinasyonu da olumsuz etkileyebilir; zira AB'nin savunma girişimleri, ittifakın kapasitesini tamamlaması beklenirken, silahlanma standartlarındaki farklılıklar sorun teşkil ediyor.
İklim değişikliğiyle mücadele, bütçenin 'yeşil' yatırımlara ayrılmasını zorunlu kılıyor. Ancak, kömüre bağımlı ülkeler adil geçiş fonundan yararlanmak isterken, fonların boyutu yetersiz kalıyor. Enerji krizi döneminde, yenilenebilir enerji altyapısına yapılacak yatırımların bir an önce hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB bütçe müzakereleri, AB'nin genişleme politikasını doğrudan etkilemese de, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde dolaylı sonuçlar doğurabilir. Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve üyelik süreci, üye ülkelerin bütçe önceliklerine bağlı. Özellikle göç konusunda AB'nin mali kaynakları, Türkiye'deki sığınmacıların durumu için önemli. Ayrıca, savunma harcamalarına ayrılan payın artması, AB'nin ortak güvenlik politikalarını güçlendirebilir; bu, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını etkileyebilir. Bütçe krizinin aşılamaması, Türkiye ile AB arasındaki diyaloğu da yavaşlatabilir. Bu nedenle, zirvenin sonucu Türkiye açısından yakından izlenmeli.