Avrupa Birliği’nin enerji dönüşümü için ihtiyaç duyduğu kritik minerallerin yarısı, 2050 yılına kadar “kentsel madenlerden” yani atık elektronik eşya ve bataryaların geri dönüştürülmesinden elde edilebilir. AB tarafından finanse edilen bir araştırma projesinin yayımladığı yeni rapora göre, bu potansiyelin hayata geçirilmesi, bloğun özellikle Çin’e olan stratejik bağımlılığını önemli ölçüde azaltabilir.
Gelişmenin arka planı
İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında rüzgar türbinleri, güneş panelleri ve elektrikli araç bataryalarına olan talep hızla artarken, bu teknolojilerin üretiminde kullanılan lityum, kobalt, nadir toprak elementleri gibi minerallerin tedarikinde büyük oranda Çin’e bağımlı olunması, AB ve diğer batılı ülkeler için giderek büyüyen bir güvenlik sorunu haline geliyor.
EU Horizon 2020 programı kapsamında yürütülen “Recycling of Raw Materials (REWIND)” projesi, mevcut atık akışlarının ve geri dönüşüm teknolojilerinin kapsamlı bir analizini yaparak, Avrupa’nın 2050 yılına kadar kritik mineral ihtiyacının yüzde 50’sini karşılayabilecek bir “kentsel maden” potansiyeline sahip olduğunu ortaya koydu.
Raporda, özellikle elektrikli araç bataryalarındaki lityum ve kobaltın geri kazanımının, bu minerallerin birincil üretimine olan bağımlılığı büyük ölçüde azaltacağı belirtiliyor. Ayrıca, rüzgar türbinlerinde kullanılan nadir toprak elementlerinin geri dönüşümü konusunda da önemli bir potansiyel olduğu vurgulanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Rapora göre, geri dönüşüm altyapısına yapılacak yatırımlar ve etkin bir atık yönetimi sistemi, Avrupa’nın yeşil dönüşümünü hızlandırırken, Çin gibi tedarikçilere olan bağımlılığı azaltarak jeopolitik riskleri de düşürecek. Çin, şu anda dünya nadir toprak elementleri üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını ve lityum rafinasyonunun yüzde 70’inden fazlasını kontrol ediyor.
AB, bu alanda attığı adımlarla “Kritik Hammaddeler Yasası”nı yürürlüğe koymuş ve 2030 yılına kadar yıllık tüketiminin en az yüzde 10’unu geri dönüşümden karşılama hedefi belirlemişti. Ancak yeni rapor, bu hedefin oldukça iddialı olduğunu ve mevcut geri dönüşüm oranlarının çok düşük olduğunu kabul etmekle birlikte, 2050 gibi daha uzun vadede yüzde 50’lik bir oranın ulaşılabilir olduğunu gösteriyor.
Rapor ayrıca, geri dönüşümün sadece bağımlılığı azaltmakla kalmayacağını, aynı zamanda madencilikten kaynaklanan çevresel tahribatı da önleyeceğini vurguluyor. Madenlerin çıkarılması ve işlenmesi, su kaynaklarını kirleten, biyolojik çeşitliliği tehdit eden ve enerji yoğun süreçlerdir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kritik mineraller konusunda hem üretici hem de tüketici konumunda. Özellikle nadir toprak elementleri rezervleri açısından önemli potansiyele sahip olan Türkiye, AB’nin bağımlılığı azaltma stratejilerinden etkilenebilir. AB’nin geri dönüşüm odaklı politikaları, Türkiye’nin madencilik sektörü için yeni pazar fırsatları yaratabileceği gibi, atık yönetimi ve geri dönüşüm teknolojilerine yatırım yapması durumunda Avrupa tedarik zincirinde önemli bir ortak haline gelmesini sağlayabilir. Öte yandan, Türkiye’nin mevcut geri dönüşüm altyapısının zayıf olması, bu fırsatı değerlendirmesini engelleyebilir.