NPR sunucusu Mary Louise Kelly, Eurasia Group Başkanı ve kurucusu Ian Bremmer ile Kanada, Avrupa Birliği ve ABD arasındaki son gelişmeleri değerlendirdi. Programda, Avrupa Birliği'nin Kanada'ya yönelik son dönemdeki açılım girişimleri ve bu girişimlerin transatlantik ilişkiler bağlamında ne anlama geldiği ele alındı.
AB-Kanada İlişkilerinde Yeni Dönem
Avrupa Birliği'nin Kanada'ya yönelik açılımı, son yıllarda transatlantik ilişkilerde yaşanan dalgalanmaların ardından geldi. Özellikle ABD'nin dış politikasında yaşanan belirsizlikler ve ticaret savaşları, Avrupa'nın alternatif ortaklıklar arayışını hızlandırdı. Kanada ise coğrafi olarak ABD'ye yakın olmasına rağmen, ekonomik ve siyasi çeşitlendirme ihtiyacı duyuyor.
Ian Bremmer, programda AB'nin Kanada ile ilişkilerini güçlendirme çabalarının sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir boyutu olduğunu vurguladı. Bremmer'a göre, ABD'nin son dönemdeki içe kapanık politikaları ve özellikle ticaret konusundaki agresif tutumu, Avrupa başkentlerinde rahatsızlık yaratmış durumda. Bu bağlamda Kanada, AB için hem güvenilir bir ortak hem de benzer değerleri paylaşan bir müttefik olarak öne çıkıyor.
AB ile Kanada arasında 2017'de imzalanan Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA), halihazırda yürürlükte olan önemli bir ticaret anlaşması. Ancak son dönemdeki açılım, bu anlaşmanın ötesine geçerek enerji, teknoloji ve savunma alanlarında işbirliğini derinleştirmeyi hedefliyor. Özellikle kritik mineraller konusunda Kanada'nın zengin kaynakları, AB'nin yeşil dönüşüm ve dijitalleşme hedefleri için hayati önem taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
AB'nin Kanada'ya açılımı, daha geniş bir jeopolitik çerçevede değerlendirilmelidir. Çin'in yükselişi ve Rusya'nın Avrupa'daki revizyonist politikaları, Batılı ülkeleri daha sıkı işbirliğine itiyor. NATO çerçevesinde zaten müttefik olan AB ve Kanada, şimdi ekonomik ve teknolojik alanlarda da bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.
Bremmer, programda ABD'nin bu gelişmeye nasıl baktığını da değerlendirdi. ABD yönetimi, Avrupa'nın Kanada ile yakınlaşmasını genel olarak olumlu karşılıyor; ancak özellikle ticaret konusunda ABD'nin çıkarlarının zedelenmemesi gerektiği konusunda uyarılarda bulunuyor. Öte yandan, Kanada'nın AB ile yakınlaşması, ABD-Kanada ilişkilerinde de bir denge unsuru olarak görülüyor.
Avrupa Birliği'nin genişleme perspektifi içinde Kanada'nın yeri yok; ancak stratejik ortaklık konsepti çerçevesinde ilişkiler derinleştiriliyor. AB, son yıllarda benzer stratejik ortaklıkları Japonya, Güney Kore ve Hindistan gibi ülkelerle de tesis etmişti. Kanada ile olan bu açılım, AB'nin 'açık stratejik özerklik' hedefinin bir parçası olarak okunabilir.
Öte yandan, Kanada'nın da bu açılıma sıcak bakmasının nedenleri arasında, ABD'ye olan aşırı bağımlılığı azaltma isteği bulunuyor. Kanada ekonomisi büyük ölçüde ABD ile entegre olsa da, özellikle enerji ihracatında çeşitlendirme arayışı var. AB pazarı, Kanada için önemli bir alternatif oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin Kanada'ya yönelik stratejik açılımı, Türkiye açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, uzun yıllardır AB üyelik sürecinde tıkanıklık yaşıyor ve son dönemde stratejik özerklik arayışını artırdı. AB'nin Kanada gibi uzak bir ülkeyle stratejik ortaklığı derinleştirmesi, Türkiye'nin AB için ne kadar öncelikli olduğu sorusunu yeniden gündeme getirebilir. Öte yandan, Türkiye de Kanada ile ilişkilerini geliştirme potansiyeline sahip; özellikle savunma sanayi ve ticaret alanında işbirliği mümkün. AB-Kanada yakınlaşması, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini yeniden dengelemesi için bir fırsat penceresi sunabilir. Ancak Türkiye'nin AB ile yaşadığı siyasi sorunlar, bu tür bir açılımı zorlaştırabilir.
Sonuç olarak, AB'nin Kanada'ya açılımı, küresel güç dengelerindeki kaymaların bir yansıması. Türkiye'nin bu süreçte kendi stratejik konumunu gözden geçirmesi ve benzer çok taraflı ortaklıklar geliştirmesi beklenebilir.