İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, Avrupa Birliği'nin yasadışı İsrail yerleşimlerine yönelik ticari yaptırımlar konusunda kolektif hareket etmesi gerektiğini belirtti. Ancak AB üyeleri arasında bu konuda derin görüş ayrılıkları bulunuyor. McEntee, uluslararası hukukun korunması için birliğin ortak tavır alması çağrısı yaptı. AB'nin İsrail ile ticari ilişkileri, özellikle yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi ve yaptırım uygulanması konusunda uzun süredir tartışma konusu.
Yaptırım Tartışmasının Arka Planı
Avrupa Birliği, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendiriyor. 2015 yılında AB, yerleşimlerden gelen ürünlerin menşe etiketi taşıması zorunluluğunu getirmişti. Ancak bugüne kadar kapsamlı ticari yaptırım uygulanmadı. İrlanda, İspanya, Belçika ve Lüksemburg gibi ülkeler daha sert önlemler alınmasını savunurken; Almanya, Macaristan, Çekya ve Avusturya gibi ülkeler İsrail ile ticari ilişkilerin bozulmasına karşı çıkıyor. Bu bölünme, AB'nin ortak dış politika belirleme kapasitesini zayıflatıyor.
İrlanda Dışişleri Bakanı McEntee, yaptığı açıklamada "Birlik olarak uluslararası hukuku ayakta tutmak için hareket etmeliyiz. Yerleşimler yasadışıdır ve bunun sonuçları olmalı" ifadelerini kullandı. McEntee, AB'nin İsrail ile mevcut ortaklık anlaşmasını gözden geçirmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Ancak AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, üye ülkeler arasında fikir birliği sağlanamadığını kabul ediyor. Borrell, son toplantılarda yaptırım konusunun gündeme geldiğini ancak karar alınamadığını belirtti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
AB'nin yaptırım konusundaki bölünmüşlüğü, Orta Doğu barış süreci üzerinde de etkili. Filistin yönetimi, AB'den yerleşim ürünlerine yönelik tam bir ticari yasak bekliyor. İsrail ise olası yaptırımların iki ülke arasındaki ekonomik ve diplomatik ilişkileri ciddi şekilde zedeleyeceği uyarısında bulunuyor. AB, İsrail'in en büyük ticaret ortağı konumunda. 2023 verilerine göre, AB-İsrail ticaret hacmi 46 milyar avroyu aşıyor. Yerleşim ürünlerinin bu ticaret içindeki payı ise tahminen 200 milyon avro civarında. Bu rakam, yaptırım kararının ekonomik etkisinin sınırlı olacağını gösteriyor; ancak sembolik ve siyasi ağırlığı büyük.
Uluslararası hukuk açısından, Uluslararası Adalet Divanı 2004 yılında verdiği danışma görüşünde yerleşimlerin yasadışı olduğunu teyit etmişti. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da yerleşim faaliyetlerini kınamıştı. AB, bu kararlara atıfla yaptırım çağrılarını güçlendirmeye çalışıyor. Ancak ABD'nin İsrail'e verdiği destek ve bazı AB üyelerinin İsrail ile stratejik ilişkileri, yaptırım olasılığını zayıflatıyor. Son aylarda Gazze'deki insani krizin derinleşmesi, AB içindeki baskıyı artırmış durumda. Sivil toplum kuruluşları ve bazı Avrupa Parlamentosu üyeleri, yaptırımların bir an önce hayata geçirilmesi için kampanya yürütüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in yerleşim politikalarını uzun süredir eleştiriyor ve Filistin davasını destekliyor. AB'nin yaptırım konusunda bölünmüş olması, Türkiye'nin bölgesel pozisyonunu güçlendirebilir; zira Ankara, uluslararası hukukun uygulanması çağrısında yalnız olmadığını gösterebilir. Ancak AB içindeki bu bölünme, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yeni bir gerilim yaratmaz; aksine, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik etkinliğini artırma fırsatı sunar. Yine de yaptırımların gecikmesi, Türkiye'nin Filistin konusundaki beklentilerini sınırlayabilir.