Yunanistan, Almanya, Avusturya, Danimarka ve Hollanda, Avrupa Birliği (AB) dışında sığınmacıların sınır dışı edileceği merkezler kurma planlarında önemli bir aşamaya geldi. Beş ülkenin, 2027 yılına kadar Afrika'da ilk sınır dışı merkezini açmayı hedeflediği ve bir Afrika ülkesinin halihazırda seçildiği iddia edildi. Bu gelişme, AB'nin göç ve iltica politikalarında köklü bir değişimin habercisi olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
AB ülkeleri, yıllardır artan sığınmacı başvuruları ve düzensiz göçle mücadele konusunda ortak bir çözüm arıyor. Özellikle 2015-2016 göç krizi sonrasında, sığınmacıların AB topraklarına kabul edilmeden önce güvenli ülkelere yerleştirilmesi fikri tartışılmaya başlanmıştı. İngiltere'nin Ruanda planı ve İtalya'nın Arnavutluk ile vardığı anlaşma, bu tür modellerin öncüleri arasında yer alıyor. Şimdi ise beş AB ülkesi, benzer bir mekanizmayı AB düzeyinde hayata geçirmek için ortak hareket ediyor.
Edinilen bilgilere göre, söz konusu ülkelerin içişleri bakanları ve göç uzmanları, Afrika'da kurulacak merkez için fizibilite çalışmalarını tamamladı. Seçilen Afrika ülkesinin adı henüz kamuoyuyla paylaşılmadı; ancak kaynaklar, ülkenin istikrarlı bir yönetime sahip olduğunu ve AB ile işbirliğine açık olduğunu belirtiyor. Merkezin 2027 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor. Bu merkezde, AB'ye yasa dışı yollarla giren veya sığınma başvurusu reddedilen kişilerin geçici olarak barındırılması ve ardından menşe ülkelerine veya güvenli üçüncü ülkelere gönderilmesi öngörülüyor.
Projenin mimarları arasında yer alan Almanya ve Hollanda, insan hakları örgütlerinin eleştirilerine rağmen planın uluslararası hukuka uygun olduğunu savunuyor. Danimarka ve Avusturya ise daha önce benzer planları gündeme getirmiş, ancak AB içinde yeterli desteği bulamamıştı. Yunanistan'ın ise Ege Denizi'ndeki göç rotaları nedeniyle bu projeye sıcak baktığı ifade ediliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu girişim, AB'nin göç politikasında bir dönüm noktası olma potansiyeli taşıyor. Eğer proje başarılı olursa, diğer AB ülkelerinin de benzer merkezler kurması ve AB'nin ortak bir sınır dışı mekanizması oluşturması bekleniyor. Ancak proje, ciddi hukuki ve etik tartışmaları da beraberinde getiriyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, sığınmacıların üçüncü ülkelerde tutulmasının geri gönderme yasağına (non-refoulement) aykırı olabileceğini belirtiyor. Ayrıca, merkezin kurulacağı Afrika ülkesinin insan hakları sicili ve mültecilere yaklaşımı da sorgulanıyor.
Öte yandan, AB içinde bazı ülkeler bu plana mesafeli. İspanya, Portekiz ve İsveç gibi ülkeler, göç yönetiminde insan haklarına dayalı bir yaklaşımın korunması gerektiğini vurguluyor. Avrupa Komisyonu ise henüz resmi bir açıklama yapmadı; ancak projenin AB hukukuyla uyumlu olması gerektiğini hatırlattı.
Küresel ölçekte ise bu tür modeller, göçü kaynak ülkelerde kontrol etme eğiliminin güçlendiğini gösteriyor. ABD'nin Meksika sınırındaki uygulamaları, Avustralya'nın Pasifik adalarında kurduğu merkezler ve İngiltere'nin Ruanda planı, benzer yaklaşımların örnekleri arasında. Afrika'da kurulacak merkez, kıta üzerindeki göç baskısını artırabileceği gibi, Avrupa'ya yönelik düzensiz göçü caydırma amacı taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla AB'nin göç politikalarından doğrudan etkilenen bir ülke. AB'nin Afrika'da sınır dışı merkezi kurma planı, Türkiye'nin 2016'dan bu yana uyguladığı geri kabul anlaşması ve göçmen mutabakatındaki rolünü zayıflatabilir. Eğer AB, sığınmacıları doğrudan Afrika'ya yönlendirirse, Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçmek isteyen göçmenler için yeni bir caydırıcılık unsuru oluşabilir. Ancak bu durum, Türkiye'nin AB ile göç yönetimi konusundaki pazarlık gücünü azaltabilir. Ayrıca, merkezin kurulacağı Afrika ülkesinin seçimi, Türkiye'nin Afrika açılımı politikaları ve bölgedeki ekonomik çıkarları açısından da dikkatle izlenmeli.