İsrail'in 7 Ekim 2023'teki büyük saldırıya ilişkin en temel anlatılarından biri olan "Hamas'ın saldırıyı İran ve Hizbullah ile koordineli olarak planladığı" iddiası, yeni ortaya çıkan gizli Hamas belgeleriyle sarsıldı. İsrail merkezli istihbarat sitesi OSINT613 tarafından özetlenen belgeler, söz konusu saldırının dışarıdan bir koordinasyon olmaksızın tamamen Hamas'ın kendi kararıyla gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. İsrail Ordu Radyosu muhabiri Doron Kadosh'un ilk kez yayımladığı belgeler, Tel Aviv yönetiminin savaş sonrası diplomatik pozisyonunu da zayıflatma potansiyeli taşıyor.
Belgeler Ne Söylüyor?
OSINT613 tarafından analiz edilen Hamas iç yazışmaları, saldırı planının uzun bir hazırlık sürecinin ürünü olduğunu ve bu süreçte İran ya da Hizbullah ile herhangi bir istişare yapılmadığını gösteriyor. Belgelerde, Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın liderlerinin, operasyonu kendi aralarında tartıştığı ve kararlaştırdığı ifade ediliyor. Özellikle, saldırının hedefleri, zamanlaması ve taktikleri konusunda dışarıdan herhangi bir bilgi veya onay alınmadığı net bir şekilde belirtiliyor. Bu durum, İsrail'in savaşı meşrulaştırmak için kullandığı "İran ve Hizbullah'ın parmağı var" söylemini doğrudan çürütüyor.
Kadosh'un aktardığına göre, belgeler Hamas'ın saldırı sonrası planlarını da detaylandırıyor. Saldırının hemen ardından tutsak alınan İsraillilerin Hamas'ın elindeki statüsü ve olası esir takası müzakereleriyle ilgili notlar bulunuyor. Ancak bu belgelerde İran veya Hizbullah'ın saldırıya lojistik veya istihbarat desteği verdiğine dair hiçbir kanıt yer almıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, İsrail-Filistin çatışmasının uluslararası boyutunda önemli bir kırılma noktası yaratabilir. İsrail yönetimi, 7 Ekim saldırılarından sonra başlattığı Gazze operasyonlarını meşrulaştırmak ve bölgesel güvenliğe yönelik tehdit olduğunu vurgulamak için sık sık İran ve Hizbullah bağlantısına atıfta bulunuyordu. Eğer bu belgeler doğruysa, Netanyahu hükümetinin savaş stratejisinin dayandığı temel argümanlardan biri çökmüş oluyor. ABD ve Avrupa Birliği gibi İsrail'in en büyük askeri ve diplomatik destekçileri, bu belgeler ışığında pozisyonlarını yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir.
Öte yandan, İran ve Hizbullah'ın iddiaların aksine bu saldırıya karışmadıkları yönündeki açıklamaları bugüne kadar şüpheyle karşılanırken, belgeler bu ülkelerin söylemlerini güçlendiriyor. İran destekli grupların bölgedeki faaliyetleri ve İsrail'e yönelik tehditleri devam etse de, 7 Ekim'in doğrudan Tahran veya Beyrut koordinasyonuyla yapıldığı tezi zayıflıyor. Bu durum, İsrail'in Lübnan sınırında Hizbullah ile yaşadığı gerginlikleri ve İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası müzakereleri de etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından iki şekilde öne çıkıyor. Birincisi, Türkiye 7 Ekim'den bu yana İsrail'in Gazze operasyonlarını şiddetle eleştirirken, Ankara'nın bu belgelere dayanarak İsrail anlatısını çürütmesi uluslararası kamuoyunda elini güçlendirebilir. İkincisi, Türkiye'nin Filistin meselesindeki tarihi rolü gereği, belgeler Hamas'ın bağımsız karar alma kapasitesini ortaya koyarken, Ankara'nın Hamas ile kurduğu diyalog kanallarının önemini artırabilir. Ancak Türkiye'nin bu belgeleri resmi olarak kullanıp kullanmayacağı, Ankara-Tel Aviv ilişkilerindeki mevcut gerilim ve normalleşme çabalarının seyrine bağlı olacaktır. Bölgesel olarak, belgeler İsrail'in savaş gerekçelerini zayıflattığı için, Ortadoğu'da kalıcı ateşkes ve barış müzakerelerinin önünü açabilir; bu da Türkiye'nin arabuluculuk pozisyonunu güçlendirebilir.