Birleşik Krallık, Fransa, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve ABD'den oluşan altı ülke, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik saldırıları destekleyen radikal İsrail yerleşimci ağlarına yönelik koordineli yaptırım kararları aldı. İngiliz hükümeti tarafından duyurulan yeni tedbirlerin, bu gruplara akan finansman kaynaklarını kesmeyi hedeflediği belirtildi. Yaptırımlar, bölgedeki şiddet olaylarının tırmanması ve uluslararası hukukun ihlali endişeleri karşısında, Batılı ülkelerin İsrail'in yerleşim politikasına yönelik en somut müdahalelerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Yaptırımların hedefinde yerleşimci finans ağları var
İngiltere Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, yaptırımların 'özellikle Batı Şeria'da Filistinlilere karşı şiddet eylemlerini veya istikrarsızlığı teşvik eden, finanse eden veya kolaylaştıran kişi ve kuruluşları' hedef aldığı kaydedildi. Bu kapsamda, yasa dışı yerleşimci faaliyetleri için bağış toplayan ağlar, fon transfer mekanizmaları ve sivil toplum kuruluşları üzerindeki mali baskının artırılması planlanıyor. Yetkililer, söz konusu ağların, İsrail'in 1967 sınırları ötesinde kurduğu ve uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşim birimlerinin genişlemesine doğrudan katkı sağladığını vurguluyor.
Yaptırım paketinin koordinasyonunda öncü rol oynayan İngiltere, Fransa ve diğer müttefiklerle birlikte, 'yerleşimci şiddetinin önlenmesi ve hesap verebilirliğin sağlanması' ortak hedefi doğrultusunda hareket ediyor. İngiltere Dışişleri Bakanı, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, 'Bu yaptırımlar, barışı baltalayan ve iki devletli çözümü imkansız hale getiren radikal yerleşimcilere net bir mesajdır: Eylemlerinin sonuçları olacak' ifadelerini kullandı. Alınan tedbirlerin, yerleşimci ağlarının uluslararası bankacılık sistemine erişimini kısıtlaması ve varlıklarının dondurulması gibi somut adımları içerdiği bildiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: uluslararası toplumdan artan tepki
Batı Şeria'da İsrail yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet olayları, uluslararası toplumda giderek daha fazla tepki çekiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023 yılının ilk altı ayında Batı Şeria'da yerleşimci saldırılarında belirgin bir artış yaşandı ve bu durum, sivil kayıpların yanı sıra zeytin ağaçları ve tarım arazilerine yönelik sabotaj eylemleriyle de kendini gösterdi. Bu gelişmeler, ABD ve Avrupa ülkelerinin İsrail üzerindeki baskısını artırmasına yol açtı. ABD Dışişleri Bakanı, geçtiğimiz haftalarda İsrailli mevkidaşıyla yaptığı görüşmede, 'yerleşimci şiddetinin kabul edilemez olduğunu' ve 'bu tür eylemlerin bölgesel istikrara doğrudan tehdit oluşturduğunu' vurgulamıştı.
Altı ülkenin koordineli yaptırım kararı, İsrail hükümetinde rahatsızlık yaratırken, yerleşimci gruplar ise kararı 'siyasi ve haksız' olarak nitelendirdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan ön değerlendirmede, 'Yerleşimci karşıtı bu yaptırımlar, İsrail'in egemenlik haklarına müdahaledir ve terörü teşvik edenlere dolaylı destek sağlar' denildi. Buna karşılık, Filistin Yönetimi yaptırımları memnuniyetle karşıladı ve uluslararası toplumu 'İsrail işgaline karşı daha somut adımlar atmaya' çağırdı. Uzmanlar, bu yaptırımların uluslararası hukukun üstünlüğü açısından önemli bir emsal teşkil ettiğini, ancak İsrail'in yerleşim politikasını temelden değiştirmek için yetersiz kalabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davasına uluslararası desteğin arttığını göstermesi açısından önemli. Türkiye, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini defalarca kınamış ve iki devletli çözümü desteklemiştir. Altı ülkenin yaptırım kararı, Ankara'nın BM ve diğer platformlarda dile getirdiği taleplerle paralellik taşıyor. Öte yandan, Türkiye'nin kendisinin de benzer yaptırımlara katılıp katılmayacağı merak konusu. Türk dış politikasının bağımsız duruşu ve son dönemde İsrail ile normalleşme adımları dikkate alındığında, doğrudan bir katılım beklenmese de, bu kararın Türkiye'nin uluslararası hukuka ve Filistin halkının haklarına verdiği desteği güçlendirebileceği değerlendiriliyor. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlığın azaltılmasına katkı sağlaması halinde, Türkiye'nin komşu coğrafyalardaki güvenlik çıkarlarına da olumlu yansıyabilir.