ABD'nin 250. bağımsızlık yıldönümü yaklaşırken, gazeteci ve yazar Chris Hedges, ülkenin kuruluş idealleri ile bugünkü gerçekliği arasındaki uçurumu mercek altına alıyor. Hedges, Amerikan demokrasisinin bir zamanlar dünyaya ilham veren özgürlük, eşitlik ve kardeşlik vaatlerinin, giderek artan eşitsizlik, siyasi kutuplaşma ve kurumsal çürüme karşısında ne kadar ayakta kalabildiğini sorguluyor. 4 Temmuz 1776'da ilan edilen bağımsızlık, sadece bir sömürge isyanı değil, aynı zamanda “tüm insanların eşit yaratıldığı” iddiasıyla evrensel bir meydan okumaydı. Ancak Hedges'in vurguladığı gibi, bu idealin gerçekleşmesi yüzyıllar süren kölelik, soykırım ve iç savaşlarla gölgelendi.
Bir İmparatorluğun Doğuşu
Hedges, ABD'nin kısa sürede kıtasal bir imparatorluğa dönüştüğünü, bu süreçte yerli halkları topraklarından sürdüğünü ve köle emeğiyle zenginleştiğini hatırlatıyor. 19. yüzyılın “Manifest Destiny” (Açık Kader) ideolojisi, Pasifik'e kadar yayılmayı meşrulaştırdı. İç Savaş'ın ardından sanayi devrimiyle birlikte ülke dev bir ekonomik güç haline geldi, ancak bu büyümenin bedelini işçi sınıfı ve dışlanmış topluluklar ödedi. Soğuk Savaş döneminde ABD, “özgür dünya”nın lideri olarak komünizme karşı mücadele verirken, kendi içindeki ırk ayrımcılığı ve McCarthy cadı avları demokrasi iddialarını zayıflattı.
Günümüzün Çelişkileri
Yazar, günümüz ABD'sini “plütokrasi” olarak tanımlıyor: Siyasi gücün büyük şirketler ve çok zengin bir azınlığın elinde toplandığı bir sistem. Gelir eşitsizliği 1920'lerden bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Sağlık, eğitim ve adalet sistemleri; zengin ile fakir arasında derin uçurumlar yaratacak şekilde işliyor. Hedges, 6 Ocak 2021'deki Kongre baskınının sadece bir semptom olduğunu, asıl hastalığın demokrasinin temel kurumlarına duyulan güvenin erimesi olduğunu belirtiyor. Siyasi kutuplaşma o kadar derin ki, sağ ve sol artık ortak bir gerçeklik zemininde birleşemiyor. Medya ve sosyal medya platformları yankı odalarına dönüşmüş durumda.
Küresel Etkiler ve Miras
ABD'nin 250 yıllık yolculuğu, sadece Amerikalıları değil, tüm dünyayı ilgilendiriyor. ABD, hala dünyanın en büyük ekonomisi ve askeri gücü. Doların rezerv para birimi olması, küresel ticaretin ABD merkezli kurallarla yürümesi anlamına geliyor. Ancak Çin'in yükselişi, Rusya-Ukrayna savaşı ve iklim krizi, ABD liderliğindeki liberal dünya düzeninin sorgulanmasına yol açtı. Hedges, ABD'nin 250 yıl önce koyduğu hedeflere henüz ulaşamadığını, ancak bu ideallerin hala bir kılavuz olarak önemini koruduğunu söylüyor. “Demokrasi asla nihai bir başarı değil, sürekli bir mücadeledir” diyen yazar, Amerikan halkının geçmişte olduğu gibi bugün de bu mücadeleyi sürdüreceğine dair umutlu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin 250. yılına girerken yaşadığı kurumsal kriz ve siyasi kutuplaşma, Türkiye gibi müttefik ülkeler için de dikkatle izlenmesi gereken bir süreçtir. ABD'nin içe kapanma eğilimi, özellikle güvenlik garantileri ve ticari ilişkilerde belirsizlik yaratabilir. Türkiye, ABD'nin NATO içindeki liderlik rolünü sorgulaması halinde alternatif arayışlara yönelebilir. Öte yandan, Amerikan demokrasisine duyulan güvenin azalması, Türkiye'deki benzer tartışmaları besleyebilir. Ankara, Washington'ın iç siyasi dengesizliklerinin, iki ülke arasındaki F-35 veya S-400 gibi kritik dosyaları nasıl etkileyeceğini yakından takip etmelidir.