22 Avrupa ülkesi ve üst düzey AB yetkilileri Pazartesi günü yaptıkları ortak açıklamada, İsrail Yüksek Mahkemesi'nin uluslararası sivil toplum kuruluşlarının (STK) tartışmalı bir kayıt yasasına karşı yaptığı itirazı reddetmesinden derin endişe duyduklarını belirtti. Ülkeler, bu düzenlemenin Gazze ve Batı Şeria'da yürütülen insani yardım operasyonlarını ciddi şekilde sekteye uğratabileceği uyarısında bulundu.
Gelişmenin arka planı: Kayıt yasası ve mahkeme kararı
İsrail'de 2019 yılında kabul edilen yasa, uluslararası STK'ların faaliyet gösterebilmeleri için Savunma Bakanlığı'na kaydolmalarını zorunlu kılıyor. Yasal düzenleme, özellikle Filistin topraklarında çalışan insan hakları ve insani yardım kuruluşlarını hedef alıyor. Söz konusu yasa, STK'ların devletten izin almadan bağış kabul etmesini yasaklarken, uyumsuzluk halinde para cezası ve kapatma gibi yaptırımlar öngörüyor.
Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch ve Oxfam gibi büyük STK'lar yasaya karşı hukuki mücadele başlatmıştı. Ancak İsrail'in yüksek mahkemesi 10 Mart 2025 tarihli kararında, STK'ların itirazını reddederek yasanın uygulanmasının önünü açtı. Mahkeme, yasanın "meşru güvenlik endişelerini" yansıttığını savundu.
Kararın ardından 22 ülke ve AB Dış İlişkiler Servisi ortak bir bildiri yayımladı. Açıklamada, "Yasanın uygulanması, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da acil insani ihtiyaçların karşılanmasını engelleyebilir ve bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirebilir" ifadelerine yer verildi. Ülkeler, ayrıca İsrail'i yasanın insani operasyonlara zarar vermeyecek şekilde uygulanması konusunda uyardı.
Bölgesel ve küresel boyut: Gazze ve Batı Şeria'da insani kriz
Gazze Şeridi'nde devam eden çatışmalar ve abluka nedeniyle 2 milyondan fazla insan insani yardıma muhtaç durumda. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze'de nüfusun yüzde 80'inden fazlası yerinden edilmiş durumda ve temel gıda, su, sağlık hizmetlerine erişim kritik seviyede. Batı Şeria'da da İsrail yerleşimlerinin genişlemesi ve askeri operasyonlar nedeniyle insani koşullar kötüleşiyor.
Uluslararası STK'lar, bu yasanın özellikle saha araştırmaları, raporlama ve yardım dağıtımı gibi faaliyetleri kısıtlayacağını belirtiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) İsrail direktörü Omar Shakir, kararın "Sivil toplum alanını boğmayı amaçlayan otoriter uygulamaların bir parçası" olduğunu söyledi.
AB, yasanın iki devletli çözüm vizyonuna zarar verdiğini ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, "STK'lar demokratik toplumların temel taşıdır. Bu yasa, ifade özgürlüğünü ve sivil alanı daraltmaktadır" dedi.
Beyaz Saray Sözcüsü ise konuyla ilgili doğrudan bir yorum yapmazken, ABD Dışişleri Bakanlığı "insani yardımların engelsiz devam etmesinin önemini" vurguladı. Ancak analistler, Washington'un İsrail'e yönelik eleştirilerinin genellikle sözlü düzeyde kaldığını ve somut yaptırımlara dönüşmediğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin İsrail-Filistin meselesindeki insani söylemi ve sivil toplum desteği açısından önem taşıyor. Türkiye, Gazze'ye düzenli olarak insani yardım gönderen ve Filistinli STK'larla işbirliği yapan ülkeler arasında. Yasanın uygulanması, Türk yardım kuruluşlarının bölgedeki faaliyetlerini de dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca Avrupa ülkeleriyle paralel bir duruş sergileyen Türkiye, İsrail'in sivil alanı daraltıcı adımlarını eleştiren diplomatik girişimlerini güçlendirebilir. Bölgesel istikrar açısından ise insani krizin derinleşmesi, daha fazla göç dalgası ve radikalleşme riskini artırarak Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir.