Şubat 2027... Ukrayna'da olağan dışı soğuk bir kış yaşanıyor. Rusya'nın enerji altyapısına, ulaşım ağına ve iletişim sistemlerine yönelik hava saldırıları her geçen gün daha yıkıcı hale geliyor. Ukrayna'nın etkili savunma sistemleri yok; hava savunma kapasitesi neredeyse tükenmiş durumda. Bu, savaşın beşinci yılına girilirken hayal edilen bir “gelecek tarihi” senaryosu: Ukrayna kışı, dualarımızın gelmemesini dilediği o kâbus.
Gelişmenin Arka Planı: Savaşın Seyri ve Altyapı Yıkımı
Rusya'nın Ukrayna'yı işgali 2022'de başladığından bu yana, enerji altyapısı sistematik bir hedef haline geldi. 2024-2025 kışlarında Rusya, Ukrayna'nın elektrik üretim tesislerinin yaklaşık yüzde 50'sini vurdu. 2026'ya gelindiğinde ise ülke, onarım kapasitesinin çok altında bir üretimle karşı karşıya kaldı. Batılı müttefiklerin hava savunma sistemleri tedariki ise yetersiz kaldı; her yeni sevkiyat, Rusya'nın artan füze ve İHA üretimi karşısında eriyip gitti.
2027 Şubat'ına ilişkin bu projeksiyon, mevcut eğilimlerin doğrusal bir uzantısı: Ukrayna'nın enerji şebekesi çökme noktasında, ulaşım hatları kesintili, iletişim ağları ise sık sık devre dışı kalıyor. Sivil halk, elektrik, su ve ısınmadan yoksun; hastaneler jeneratörlerle ayakta durmaya çalışıyor. Ukrayna ordusu cephede direniyor ancak lojistik destek giderek zayıflıyor. Batı'nın askeri yardımı, siyasi dalgalanmalar ve ekonomik yorgunluk nedeniyle azalmış durumda. ABD ve Avrupa'da seçim dönemleri, Ukrayna'ya verilen desteğin sorgulanmasına yol açtı.
Rusya ise savaş ekonomisine geçiş yapmış, savunma sanayisini tam kapasiteyle çalıştırıyor. İran ve Kuzey Kore'den aldığı füze ve mühimmat desteğiyle saldırılarını sürdürüyor. Çin'in diplomatik desteği ve ekonomik işbirliği, Rusya'nın yaptırımlara rağmen ayakta kalmasını sağlıyor. Ukrayna'nın NATO üyeliği ise belirsizliğini koruyor; ittifak içinde bölünmeler var ve Kiev'e verilen güvenlik garantileri kâğıt üzerinde kaldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Güvenliği ve Jeopolitik Denge
Bu senaryo, sadece Ukrayna için değil, tüm Avrupa ve Karadeniz bölgesi için bir güvenlik krizi anlamına geliyor. Ukrayna'nın enerji altyapısının çökmesi, Avrupa'nın enerji arz güvenliğini de tehdit ediyor. Rusya, Ukrayna üzerinden Avrupa'ya gaz sevkiyatını tamamen kesebilir veya kesintiye uğratabilir. Bu durum, Avrupa'da enerji fiyatlarını yükseltir, sanayi üretimini düşürür ve ekonomik durgunluğu derinleştirir.
NATO'nun doğu kanadında ise gerilim tırmanıyor. Polonya, Romanya ve Baltık ülkeleri, Rusya'nın bir sonraki hedefi olmaktan korkuyor. ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığı sorgulanırken, Avrupa savunma sanayisi hâlâ yeterli kapasiteye ulaşamadı. Almanya ve Fransa, stratejik özerklik çağrıları yapıyor ancak somut adımlar sınırlı.
Küresel düzeyde ise bu kriz, BM Güvenlik Konseyi'nde çıkmaza neden oluyor. Rusya'nın veto hakkı, her türlü yaptırım kararını engelliyor. Çin ve Hindistan gibi ülkeler, Rusya ile ilişkilerini sürdürürken, Batı'nın yaptırım rejimi aşındırıcı etkisini yitiriyor. Ukrayna'nın yeniden inşası için gereken kaynaklar ise belirsiz; uluslararası bağış konferansları beklentilerin altında kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu senaryo, Türkiye'nin Karadeniz'deki stratejik dengeleri ve enerji güvenliğini doğrudan etkiliyor. Ukrayna'nın enerji altyapısının çökmesi, TürkAkım ve Mavi Akım gibi doğal gaz hatları üzerinden Avrupa'ya yapılan sevkiyatı riske atar. Ayrıca, olası bir insani kriz, Türkiye'ye yeni bir göç dalgası yaratabilir. Türkiye, hem Ukrayna hem Rusya ile dengeli ilişkilerini korumaya çalışırken, NATO müttefikleriyle dayanışma içinde hareket etmek zorunda. Montrö Sözleşmesi çerçevesinde boğazlardan savaş gemisi geçişini kısıtlayan Türkiye, Karadeniz'de tansiyonun düşürülmesi için diplomatik çaba harcamalı. Enerji arz güvenliği için alternatif kaynaklar ve güzergâhlar (TANAP, Doğu Akdeniz) öncelik kazanmalı. Bu tablo, Türkiye'nin bölgesel istikrar için oynadığı arabuluculuk rolünün önemini artırıyor.