Çin, 2026 yılında 23 farklı ülkeden 26 üst düzey devlet ve hükümet başkanını ağırlayarak küresel diplomatik ve ekonomik etkisini bir kez daha kanıtladı. Pekin yönetimi, bu ziyaretlerle uluslararası alandaki konumunu sağlamlaştırırken, Batılı güçlerle artan rekabet ortamında kendi liderlik vizyonunu öne çıkarıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan verilere göre, ziyaretlerin büyük bölümü ticaret, yatırım ve altyapı iş birliği anlaşmalarıyla sonuçlandı.
Ziyaretlerin arka planı ve yoğun diplomasi takvimi
Pekin, 2026 boyunca Afrika, Asya, Latin Amerika ve Avrupa'dan liderleri ağırladı. En dikkat çeken ziyaretler arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva yer alıyor. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yeni anlaşmalar imzalarken, enerji, teknoloji ve yeşil dönüşüm alanlarında somut adımlar attı.
Ziyaret takvimi, Çin'in her kıtadan liderleri ağırlama stratejisini yansıtıyor. Ocak ayında Endonezya Cumhurbaşkanı, Mart'ta Alman Şansölyesi, Mayıs'ta Mısır Cumhurbaşkanı ve Eylül'de Arjantin Devlet Başkanı Pekin'de ağırlandı. Bu yoğun trafik, Çin'in küresel bir diplomasi merkezi olma iddiasını güçlendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Çin'in artan nüfuzu
Çin'in ev sahipliği yaptığı bu zirveler, aynı zamanda Batı ile rekabetin bir yansıması. ABD ve müttefiklerinin Çin'in yükselişini dengeleme çabalarına karşın, Pekin gelişmekte olan ülkelerle ilişkilerini derinleştiriyor. Özellikle Afrika ve Latin Amerika'da Çin, altyapı yatırımları ve kredisiz yardımlarla bölgesel etkisini artırıyor.
Küresel ölçekte ise Çin, iklim değişikliği, ticaret savaşları ve teknoloji transferi gibi konularda kendi gündemini dayatıyor. 2026 ziyaretleri, Pekin'in bu alanlarda uluslararası iş birliğini şekillendirme çabasının bir parçası olarak görülüyor. Öte yandan, Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi hassas konularda Çin'in tutumunun sorgulandığı görüşmeler de yaşandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin ile ilişkilerini çeşitlendirme arayışında. 2026'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Pekin ziyareti henüz gerçekleşmezken, Çin'in yoğun diplomasisi Türkiye için fırsat ve riskler barındırıyor. Artan Çin etkisi, Türkiye'nin Kuşak ve Yol Girişimi'nden daha fazla pay almasını sağlayabilir; ancak aynı zamanda ABD ve AB ile dengeleri zorlayabilir. Özellikle Doğu Akdeniz ve Orta Asya'da Çin'in yatırımları, Türk dış politikasının manevra alanını etkileyebilir. Türkiye, bu denklemde bağımsız bir rol üstlenmek için Çin ile iş birliğini artırırken Batılı müttefikleriyle ilişkilerini de korumak zorunda.