Londra polisi, Mayıs 2017'de Putney Köprüsü'nde bir kadını otobüs yoluna iterek ölüm tehlikesi yaşatan zanlıyı altı yıl sonra yakaladı. Olayın faili olduğu iddia edilen 34 yaşındaki Adam Khan, geçtiğimiz günlerde gözaltına alınarak ağır saldırı suçlamasıyla hâkim karşısına çıkarıldı. O dönem yayınlanan ve sosyal medyada büyük yankı uyandıran güvenlik kamerası görüntülerinde, bir erkeğin iskelede yürüyen genç kadını ansızın ittiği, kadının dengesini kaybederek yoğun trafikteki otobüslerin seyrettiği yola düştüğü görülüyordu. Otobüs sürücüsünün ani manevrası sayesinde kadın ezilmekten kurtulurken, saldırgan koşarak olay yerinden kaçmıştı.
Gelişmenin Arka Planı: Yıllar Süren Takip ve Delil Bulmacası
Putney Köprüsü, Londra'nın güneybatısında Thames Nehri üzerinde yer alan ve yoğun yaya ve araç trafiğine sahip kritik bir geçiş noktasıdır. 5 Mayıs 2017 Cuma günü öğle saatlerinde meydana gelen saldırıda, 20'li yaşlarındaki kadın köprüyü yürüyerek geçerken bir anda arkasından gelen bir kişi tarafından sırtından itildi. Kadın, bir anlığına otobüs yolunda yuvarlanırken, aynı yönde seyreden bir otobüsün sürücüsü frene basarak ve direksiyonu kırarak çarpışmayı önledi. Kadın olaydan yara almadan kurtulmayı başarsa da, psikolojik travmanın etkisi uzun süre devam etti.
Polis, olayın hemen ardından bölgedeki güvenlik kameralarını incelemeye aldı ve saldırganın eşkâlini belirledi. Görüntülerde saldırganın koyu renk bir ceket ve kot pantolon giydiği, hafif kambur yürüdüğü ve saldırının ardından koşarak Putney İstasyonu yönüne kaçtığı tespit edildi. Ancak yıllar süren kapsamlı soruşturmaya ve kamuoyundan gelen yüzlerce ihbara rağmen, zanlının kimliği uzun süre belirlenemedi. Olay, İngiltere'de kadına yönelik şiddetin sembol vakalarından biri haline geldi ve kadın hakları örgütleri sık sık polisi soruşturmayı hızlandırmaya çağırdı.
Suçlamaları kabul etmeyen Khan, mahkeme tarafından belirli koşullarla serbest bırakıldı. Yargıç, sanığın pasaportunu teslim etmesine, haftalık olarak polis merkezine rapor vermesine ve Putney Köprüsü'ne yaklaşmamasına hükmetti. Duruşma, ilerleyen günlerde devam edecek.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kadına Şiddet ve Kent Güvenliği
Putney Köprüsü saldırısı, yalnızca bir ceza davası olmanın ötesinde, büyük şehirlerde kadınların kamusal alanda karşılaştığı güvenlik risklerini bir kez daha gündeme getirdi. Birleşik Krallık'ta 2021 yılında Sarah Everard cinayetinin ardından kadına yönelik şiddet konusunda toplumsal farkındalık zirve yapmıştı. Bu olaylar, kadınların gündüz vakti bile kendilerini güvende hissetmediklerini gösteren istatistiklerle birlikte, hükümeti kamuya açık alanlarda güvenlik önlemlerini artırmaya yöneltti. London Mayor'ın 'Kadınlar İçin Güvenli Şehir' programı kapsamında Putney Köprüsü'ne daha fazla aydınlatma ve acil durum butonları yerleştirildi.
Olayın sosyal medyada yeniden gündeme gelmesiyle birlikte, 'kadına yönelik şiddet' ve 'kent güvenliği' hashtag'leri trend oldu. Birçok aktivist, 2017'de bu kadar net görüntüler olmasına rağmen şüphelinin ancak 2023'te yakalanabilmesini eleştirerek, polisin yüz tanıma teknolojilerini ve veri tabanlarını daha etkin kullanması gerektiğini vurguladı. Öte yandan, benzer saldırıların dünyanın diğer büyük şehirlerinde de yaşandığı hatırlatılarak, bu tür olayların önlenmesi için kentsel tasarım ve toplumsal bilinçlendirme çalışmalarının önemi bir kez daha ortaya çıktı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Putney Köprüsü saldırısı, Türkiye'de özellikle büyük şehirlerde kadınların kamusal alanda karşılaştığı benzer güvenlik sorunlarına ışık tutmaktadır. Türkiye'de de kadına yönelik şiddet olaylarının kayda değer bir kısmı sokaklarda, toplu taşıma duraklarında ve köprülerde gerçekleşmektedir. Bu vaka, güvenlik kameralarının caydırıcılığı ve etkin kullanımı konusunda dersler içermektedir. Ayrıca, İngiltere'de şüphelinin yıllar sonra yakalanması, uzayan soruşturmaların adalete erişimi nasıl geciktirdiğini göstermektedir. Türkiye'de de benzer ihmaller ve adli süreçlerin yavaş işlemesi, kadınların adalete güvenini zedelemektedir. Küresel ölçekte kadına yönelik şiddetle mücadelede toplumsal farkındalığın ve hukuki yaptırımların artırılmasının ne kadar hayati olduğunu hatırlatan bir örnektir.