2016 yılının Temmuz ayında, Filipinler'in Çin'e karşı açtığı dava sonucunda Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi, Güney Çin Denizi'nde Çin'in tarihi hak iddialarını geçersiz sayan çarpıcı bir karar aldı. O tarihten bu yana dünya, artan ticaret savaşları, salgın sonrası dönüşüm ve Ukrayna'daki savaş gibi pek çok jeopolitik sarsıntı yaşadı. Kararın verildiği günkü umutlar hızla yerini hayal kırıklığına bıraktı; Çin, kararı tanımadığını açıkladı ve bölgedeki askeri varlığını giderek güçlendirdi. Bugün, 2016 kararının pratikte hiçbir yaptırım gücü olmadığı, ancak hukuki referans olarak önemini koruduğu görülüyor.
Arka Plan: Deniz Hukuku ve Çin'in Karşı Duruşu
Philippines v. China olarak bilinen bu dava, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında açılmıştı. Mahkeme, Çin'in U şeklindeki dokuz çizgi haritasının uluslararası hukuka aykırı olduğuna, Manila'nın 200 deniz mili münhasır ekonomik bölgesini ihlal ettiğine karar verdi. Çin ise mahkemenin yetkisini reddederek askeri yığınak yapmaya devam etti. Takip eden yıllarda yapay adalar inşa etti, radar ve fırkateyn konuşlandırdı.
Pekin, tahkimi bir 'tuzak' olarak nitelendirip ikili görüşmeler yoluyla sorunların çözülebileceğini savundu. Bu tutum, bölgedeki diğer aktörlerin (Vietnam, Malezya, Tayvan, Brunei) endişelerini artırdı.
Bölgesel Dengeler: ABD-Çin Rekabeti ve ASEAN Kırılganlığı
ABD yönetimi, 2016'da Barack Obama döneminde 'Asya'ya Dönüş' stratejisiyle bölgeye odaklanmıştı. Ancak Donald Trump ve Joe Biden yönetimleri döneminde, Güney Çin Denizi gerilimleri ABD-Çin rekabetinin merkezine oturdu. ASEAN ülkeleri ise iki süper güç arasında sıkışmış durumda: Kamboçya ve Laos Çin'e yakınlaşırken, Filipinler ve Vietnam ABD ile savunma işbirliğini artırdı. Çin, 'tahkim kararını' de facto olarak boşa çıkarırken, bölgedeki serbest seyrüsefer tartışmaları da derinleşti.
Ukrayna savaşı sonrası Tayvan krizi olasılığı da Çin'i Güney Çin Denizi'ndeki stratejik kontrolünü pekiştirmeye yöneltti; çünkü bu bölge, Tayvan'a yönelik olası bir operasyon için kilit konumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, deniz yetki alanları konusunda uluslararası hukuka sıklıkla atıfta bulunan bir devlet olarak, Güney Çin Denizi tahkim kararının uygulanamamasından endişe duymalıdır. Doğu Akdeniz'deki benzer hak iddiaları düşünüldüğünde, uluslararası mahkemelerin kararlarının askeri güçle yok sayılması, Türkiye'nin de taraf olduğu anlaşmazlıklarda mahkeme yolunu etkisiz kılabilir. Ayrıca, küresel ticaretin üçte birinin bu sulardan geçtiği dikkate alınırsa, tansiyonun yükselmesi Türkiye'nin ticari çıkarlarını (örneğin Asya'ya ihracat) olumsuz etkileyebilir. Ankara'nın, deniz hukukunun evrenselliğini koruyan bir tutum sergilemesi ve bölgesel krizlerin çözümünde uluslararası hukukun üstünlüğünü vurgulaması stratejik bir zorunluluktur.