ABD ile İran arasında 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) baş müzakerecisi Wendy Sherman, Donald Trump'ın başkanlık döneminde yeniden şekillendirilmeye çalışılan İran nükleer anlaşmasına ilişkin kritik açıklamalarda bulundu. NPR'ye konuşan Sherman, ABD'li müzakerecilerin İran'la savaşı sona erdirecek yeni bir anlaşmaya varma çabalarının önünde önemli engeller olduğunu belirtti. Sherman, 2015 anlaşmasının kazanımlarının korunması gerektiğini vurgularken, Trump yönetiminin izlediği "azami baskı" politikasının Tahran'ı müzakere masasına getirmekte başarısız olduğunu ifade etti. Görüşme, İran'ın nükleer programının hızla ilerlediği ve uranyum zenginleştirme seviyesinin yüzde 60'a ulaştığı bir döneme denk geliyor.
Gelişmenin Arka Planı: 2015 Anlaşması ve Trump'ın Ayrılışı
2015 yılında Obama yönetimi döneminde imzalanan KOEP, İran'ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Wendy Sherman, dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile birlikte anlaşmanın şekillenmesinde kilit rol oynadı. Ancak 2018'de Trump yönetimi anlaşmadan tek taraflı olarak çekildi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koydu. Tahran da buna karşılık nükleer yükümlülüklerini kademeli olarak askıya aldı. Sherman, NPR'ye verdiği demeçte, "Anlaşmadan çekilmek büyük bir hataydı. Bugün İran'ın nükleer programı 2015'tekinden çok daha ileri durumda. Trump yönetimi şimdi aynı sonuçları elde etmek için çok daha zor bir müzakere süreciyle karşı karşıya" dedi.
Trump'ın başkanlık döneminin son yılında İran'a yönelik yaptırımlarını artırması, Tahran'ın ekonomik krizi derinleştirdi, ancak nükleer müzakerelerde ilerleme sağlanamadı. Sherman'a göre, mevcut durum sadece nükleer dosyayı değil, bölgesel güvenlik dinamiklerini de etkiliyor. Los Angeles Times'ın haberine göre, ABD'nin Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki diplomatik misyonu, İran'la dolaylı görüşmelerin sürdüğünü ancak somut bir ilerleme kaydedilmediğini bildirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Anlaşmanın Zorlukları
Wendy Sherman, yeni bir anlaşma için ABD'nin İran'la müzakere masasına oturması gerektiğini, ancak bunun başlı başına bir başarı olmadığını vurguladı. "Müzakere edilebilir bir zemin bulmak için tarafların makul talepler ortaya koyması gerekir. İran'ın nükleer programını tamamen durdurması gerçekçi değil, ancak uluslararası toplumun kabul edebileceği bir seviyeye çekilmesi mümkün" diyen Sherman, Trump yönetiminin azami baskı politikasının başarısız olduğunu ekledi. Bu değerlendirme, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) son raporlarıyla da örtüşüyor: İran, uranyum zenginleştirme kapasitesini önemli ölçüde artırdı ve Natanz tesisinde yeni santrifüjler kurdu.
Bölgesel olarak İran'ın nükleer programının ilerlemesi, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinde kaygı yaratıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için ABD'ye ortak askeri operasyon çağrısında bulundu. Ancak Sherman, bu tür bir askeri müdahalenin bölgesel bir savaşı tetikleme riskine dikkat çekti. "Diplomasi her zaman askeri seçeneklerden daha iyidir. Ancak diplomasinin işe yaraması için her iki tarafın da taahhütlerini yerine getirmesi gerekir" ifadelerini kullandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programına ilişkin gelişmeler, Türkiye'nin çevresindeki jeopolitik dengeleri doğrudan etkiliyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü İran'dan karşılayan bir ülke olarak, yaptırımların yeniden uygulanmasından ekonomik olarak etkileniyor. Ayrıca Ankara, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını istemese de, Rusya ve diğer bölgesel aktörlerle işbirliği içinde Tahran'a karşı diplomatik bir çözümü tercih ediyor. Trump yönetiminin azami baskı politikası, Türkiye'yi İran'la ticarette zor durumda bırakmıştı. Yeni bir anlaşma sağlanırsa, bu hem enerji ticaretinin önünü açabilir hem de Ortadoğu'da istikrara katkıda bulunabilir. Ancak başarısızlık bölgesel bir çatışma riskini artırarak Türkiye'nin güvenlik endişelerini derinleştirebilir.