Yemen'deki iç savaşta Husilerin stratejik Bab el-Mendeb Boğazı üzerindeki baskısını artırması sonucu, son 24 saat içinde yaklaşık 1.400 Yemenli mülteci deniz yoluyla Cibuti'nin Obock kentine ulaştı. Ülkedeki insani kriz derinleşirken, kaçışların önümüzdeki günlerde daha da artması bekleniyor. Cibuti yetkilileri, gelenlerin barınma ve temel ihtiyaçlarının karşılanması için acil yardım çağrısı yaptı.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de 2014'ten bu yana süren çatışmalar, özellikle Husilerin başkent Sana'a ve Kızıldeniz kıyılarını ele geçirmesiyle yeni bir boyut kazandı. Bab el-Mendeb Boğazı, dünya deniz ticaretinin yaklaşık %10'unun geçtiği kritik bir koridor. Husiler, son aylarda boğazın doğu yakasındaki stratejik noktaları kontrol altına alarak hem deniz trafiğini hem de bölgedeki insani yardım koridorlarını tehdit ediyor.
Bu durum, Yemen'in güneybatısındaki liman kentlerinden deniz yoluyla kaçışları zorunlu kıldı. Cibuti, Yemen'e en yakın ülkelerden biri olarak tarihsel olarak mülteci akınına sahne oluyor. Obock kenti, son yıllarda Yemenli mülteciler için ana giriş noktası haline geldi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre, 2023'ten bu yana Cibuti'ye geçen Yemenli sayısı 50 bini aştı.
Son 24 saatteki 1.400 kişilik akın, tek seferde gerçekleşen en büyük göç dalgalarından biri olarak kaydedildi. Mültecilerin çoğu kadın ve çocuklardan oluşuyor. Cibuti hükümeti, sınır kapasitesinin zorlandığını ve uluslararası toplumdan destek beklediğini açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bab el-Mendeb Boğazı, Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz'e bağlanan küresel ticaretin can damarı. Husilerin buradaki varlığını güçlendirmesi, sadece Yemen değil, Kızıldeniz'e kıyısı olan tüm ülkeler için güvenlik riski oluşturuyor. Son aylarda boğazdan geçen ticari gemilere yönelik saldırılar, sigorta maliyetlerini artırdı ve bazı şirketler rotalarını değiştirmek zorunda kaldı.
Bölgesel güçler arasında Suudi Arabistan ve BAE, Yemen hükümetini desteklerken, İran Husilere askeri ve lojistik destek sağlamakla suçlanıyor. ABD ve Avrupa ülkeleri, Kızıldeniz'de deniz güvenliği operasyonları yürütüyor. Ancak Husilerin karadaki ilerleyişi, denizden yapılan müdahalelerin sınırlı etkisini gösteriyor.
Cibuti, stratejik konumu nedeniyle büyük güçlerin askeri üslerine ev sahipliği yapıyor. ABD, Çin, Japonya ve Fransa'nın üsleri bulunuyor. Ülkeye yönelik mülteci akını, bu üslerin güvenliğini ve bölgesel istikrarı doğrudan etkiliyor. Uluslararası toplum, insani yardım fonlarını artırmadığı takdirde Cibuti'deki kampların kapasitesinin aşılacağı uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizine insani yardım ve diplomasi yoluyla müdahil olmuş, ancak askeri olarak taraf almayı reddetmiştir. Bab el-Mendeb'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Kızıldeniz'e kıyısı olan ülkelerle ticaretini ve deniz güvenliği çıkarlarını etkiliyor. Ayrıca, Cibuti'deki mülteci akını, Türkiye'nin insani yardım kuruluşları için yeni bir sorumluluk alanı oluşturabilir. Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanması için Suudi Arabistan ve BAE ile diyalogunu sürdürmeli, aynı zamanda Husilerle dolaylı temas kanallarını açık tutmalıdır. Uzun vadede, Yemen'deki çatışmanın çözümü, Türkiye'nin Doğu Afrika ve Kızıldeniz'deki ekonomik çıkarları için kritik önemdedir.