Suriye'de Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), geçen hafta siyasi tanınma mücadelesinde yeni bir aşamaya girdi. SDG, karmaşık bir entegrasyon süreci kapsamında resmen feshedildiğini duyurdu. Bu adım, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürt yönetiminin geleceği ve Ahmed eş-Şaraa liderliğindeki yeni Şam yönetiminin Kürtlere yönelik tutumu açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.
Fesih Kararının Arka Planı
Suriye Demokratik Güçleri, 2015 yılında IŞİD'e karşı ABD öncülüğündeki koalisyon güçleriyle işbirliği içinde kurulmuştu. Ağırlıklı olarak Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) milislerinden oluşan SDG, Fırat'ın doğusunda geniş bir alanı kontrol ediyordu. Ancak Esad rejiminin Aralık 2024'te çökmesinin ardından bölgesel dinamikler hızla değişti. Şam'da yönetimi devralan Ahmed eş-Şaraa, tüm silahlı grupların merkezi hükümete entegre edilmesi çağrısında bulundu.SDG'nin fesih kararı, bu çağrıya bir yanıt olarak geldi. Örgüt, siyasi kanadı olan Suriye Demokratik Konseyi aracılığıyla yürüttüğü müzakereler sonucunda, askeri yapısını dağıtma ve Şam yönetiminin savunma bakanlığı bünyesine katılma kararı aldı. Bu süreç, Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarının güvence altına alınması beklentisiyle yürütülüyor.
Ancak fesih süreci sorunsuz ilerlemiyor. SDG saflarındaki bazı gruplar, özellikle Arap aşiretlerine bağlı milisler, merkezi hükümete katılma konusunda isteksiz. Ayrıca, Kürt siyasi partileri arasında da farklı görüşler mevcut. Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve ona bağlı hareketler, özerklik taleplerinden vazgeçmeden entegrasyonu desteklerken, daha radikal Kürt gruplar silahlı mücadeleye devam etme tehdidinde bulunuyor.
Şaraa Yönetiminin Kürt Politikası
Ahmed eş-Şaraa, geçmişte El Kaide ve Nusra Cephesi gibi cihatçı örgütlerle bağlantılı bir isim olarak biliniyordu. Ancak son yıllarda daha pragmatik bir çizgi izleyerek, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) lideri olarak uluslararası meşruiyet arayışına girdi. Şam'ı ele geçirmesinin ardından yaptığı açıklamalarda, tüm Suriyelilerin haklarını koruyacağını ve kapsayıcı bir yönetim kuracağını vaat etti.Ne var ki, Şaraa'nın Kürtlere yönelik somut adımları henüz belirsiz. Yeni yönetim, Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve Arap kimliğini vurgulayan bir söylem benimsiyor. Kürt dilinin resmi statüsü, eğitimde kullanımı ve yerel yönetimlerde özerklik gibi konularda net bir taahhüt verilmiş değil. Ayrıca, Şaraa'nın Türkiye ile yakın ilişkileri, Ankara'nın PKK ve YPG'ye yönelik tutumunun Şam'ın politikalarını etkileyebileceği anlamına geliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye'nin kuzeydoğusundaki gelişmeler, yalnızca Suriye içi dinamiklerle sınırlı değil. Bölgesel aktörlerin pozisyonları belirleyici rol oynuyor. Türkiye, SDG'yi PKK'nın uzantısı olarak görüyor ve fesih kararını, örgütün tamamen tasfiye edilmesi yönünde bir adım olarak değerlendiriyor. Ankara, yeni Şam yönetiminden Kürt milislerin tamamen silahsızlandırılmasını ve PKK unsurlarının bölgeden çıkarılmasını talep ediyor.
ABD ise, SDG'nin IŞİD'e karşı mücadeledeki rolünü takdir etmekle birlikte, Suriye'den asker çekme eğiliminde. Washington, Kürtlerin siyasi sürece dahil edilmesi çağrısı yapıyor ancak askeri destek konusunda isteksiz. Rusya ve İran ise, Suriye'deki nüfuzlarını koruma çabasında. İran, Kürt gruplarla ilişkilerini dengeleyerek Şam üzerindeki etkisini sürdürmeye çalışıyor.
Avrupa ülkeleri ve Birleşmiş Milletler, Suriye'de kapsayıcı bir siyasi çözüm çağrısı yapıyor. Ancak uluslararası toplumun etkisi sınırlı. SDG'nin feshi, sahada yeni bir güç boşluğu yaratabilir ve IŞİD'in yeniden canlanmasına zemin hazırlayabilir. Bu durum, bölgesel istikrar açısından ciddi bir risk oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
SDG'nin feshi, Türkiye'nin Suriye politikası açısından kritik bir fırsat penceresi sunuyor. Ankara, uzun süredir PKK/YPG'nin Suriye'nin kuzeyinde oluşturduğu yapılanmayı güvenlik tehdidi olarak görüyor. Fesih kararı, bu tehdidin ortadan kalkması yönünde ilk adım olabilir. Ancak sürecin nasıl yönetileceği belirsiz. Türkiye, yeni Şam yönetiminin Kürtlere gerçek siyasi haklar tanıması ile PKK'nın tasfiyesi arasında bir denge gözetmeli. Aksi halde, bölgede yeni bir istikrarsızlık dalgası ve göç riski ortaya çıkabilir. Ayrıca, ABD'nin çekilme eğilimi, Türkiye'nin bölgede daha fazla inisiyatif almasını gerektirebilir. Ekonomik açıdan ise, Suriye'nin yeniden inşası ve ticaret yollarının açılması, Türkiye için uzun vadeli kazanımlar sağlayabilir.