On dört Arap ve Filistin kurumu, Çarşamba günü yaptığı ortak açıklamayla, İsrail'in işgal altındaki Kudüs'te artan ihlallerine karşı kolektif eylem çağrısında bulundu. Açıklamada, özellikle Mescid-i Aksa'ya yönelik kısıtlamalar ve kentin tarihi kimliğini hedef alan uygulamalar kınandı. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, kurumlar uluslararası toplumu ve Arap ülkelerini acil önlem almaya davet etti.
Gelişmenin arka planı
Söz konusu çağrı, İsrail güçlerinin Ramazan ayı boyunca Mescid-i Aksa'ya yönelik kısıtlamalarını artırdığı ve Filistinli ibadetçilere yönelik müdahalelerin yoğunlaştığı bir dönemde geldi. Açıklamada, işgal politikalarının yalnızca dini özgürlükleri değil, aynı zamanda Kudüs'ün Arap ve İslam kimliğini hedef aldığı vurgulandı.
Açıklamayı imzalayan kurumlar arasında, Arap dünyasının önde gelen sivil toplum örgütleri, dini vakıflar ve Filistin davasına destek veren platformlar yer alıyor. Bu kurumlar, İsrail'in ev yıkımları, yerleşimci şiddeti ve vakıf mallarına el konulması gibi uygulamalarının uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu belirtti.
Kudüs'teki İslami Vakıflar İdaresi, son haftalarda Mescid-i Aksa'ya girişlerde yaşanan kısıtlamaların bayram namazı öncesinde daha da arttığını raporladı. Ayrıca, Doğu Kudüs'ün Şeyh Cerrah mahallesi başta olmak üzere birçok bölgede Filistinli ailelere yönelik tahliye kararları tepki çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu çağrı, bölgedeki tansiyonun yükseldiği bir döneme denk geldi. İsrail-Filistin çatışmasında barış sürecinin durma noktasına geldiği, iki devletli çözümün giderek zayıfladığı bir ortamda, Kudüs'ün statüsü uluslararası toplumun ana gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor.
Birleşmiş Milletler, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamalarda, Doğu Kudüs'teki durumdan derin endişe duyduğunu ifade etmişti. Ancak, ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek ve uluslararası mekanizmaların yaptırım gücünden yoksun olması, Arap ve İslam dünyasında tepkilere yol açıyor.
Arap Birliği düzeyinde yapılan olağanüstü toplantılarda Kudüs dosyası sık sık gündeme geliyor; fakat somut adımlar konusunda görüş ayrılıkları sürüyor. Bazı Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşme sürecine devam etmesi, Filistin tarafında endişe yaratıyor.
Mescid-i Aksa'nın statüsü, sadece Filistinliler için değil, tüm İslam dünyası için hassas bir konu. Ürdün'ün kutsal mekanlar üzerindeki vesayet rolü, 1994 barış anlaşmasıyla güvence altına alınmıştı, ancak bu yetki de İsrail'in tek taraflı uygulamalarıyla zayıflatılıyor. Bu durum, Ürdün ile İsrail arasında da zaman zaman diplomatik gerilimlere yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mescid-i Aksa ve Kudüs konusunda uzun süredir duyarlı bir politika izliyor. Ankara'nın bu konudaki açıklamaları, hem Arap kamuoyunda hem de Filistin yönetiminde karşılık buluyor. Türkiye'nin, bu tür kurumların çağrılarına destek vermesi ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bünyesinde inisiyatif alması, bölgesel liderlik iddiasını güçlendirebilir.
Ayrıca, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler son dönemde normalleşme eğilimi gösterse de Kudüs konusundaki kırmızı çizgiler korunuyor. Bu gelişme, Türk dış politikasının Filistin davasına verdiği desteğin devam edeceğinin bir işareti olarak okunabilir. Öte yandan, bu tür çağrıların uluslararası toplumda karşılık bulması durumunda, Türkiye'nin diplomatik girişimleri için yeni bir zemin oluşturabilir.