Londra Merkez Ceza Mahkemesi'nin (Old Bailey) Büyük Salonunda, 1670 yılında William Penn'in yargılanmasında jürinin gösterdiği cesareti anan bir plaket bulunuyor. Daha sonra ABD'nin Pennsylvania eyaletini kuracak olan Penn ve sanık arkadaşları Quaker'dı ve 1664 Conventicle Act'ini ihlal etmekle suçlanıyorlardı. Bu yasa, Kral II. Charles'ın restorasyonundan sonra Anglikan olmayan dini toplantıları yasaklıyordu. Jüri, Penn'i suçlu bulmayı reddedince, yargıç onları hapsetti. Bunun üzerine jüri üyelerinden Edward Bushel, habeas corpus başvurusu yaparak Yüksek Mahkeme'ye taşıdı ve Başyargıç Sir John Vaughan, jürinin kararlarına müdahale edilemeyeceğine hükmetti. Bu karar, jüri bağımsızlığının temel taşı haline geldi.
Jüri Sisteminin Tarihsel Gelişimi
Bugün, jüri sistemi İngiliz ortak hukukunun bir mirası olarak dünyanın birçok yerinde uygulanıyor. Ancak Hong Kong'da, Çin'in 1997'deki devralmasından sonra jüri yetkileri sorgulanmaya başlandı. 2020'de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası, bazı davaları jüri olmadan yargılama yetkisi verdi. Özellikle, 'gizli tanık' uygulamaları ve siyasi davalarda jüri kararlarının geçersiz kılınması endişe yaratıyor. 2025'te bir yargıç, 'yıkıcı' bulduğu jüri kararını bozdu ve bu, hukuk camiasında büyük tartışmalara yol açtı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Jüri bağımsızlığı, yalnızca Hong Kong değil, tüm Asya-Pasifik bölgesinde demokrasi ve hukukun üstünlüğü için bir turnusol kağıdı niteliğinde. Singapur ve Malezya gibi ülkelerde de jüri sistemleri kısıtlanmış veya kaldırılmıştır. Ancak Hong Kong'un özel statüsü, 'tek ülke, iki sistem' ilkesiyle bağlantılı olarak uluslararası alanda daha fazla dikkat çekmektedir. Dünya Bankası ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü gibi kuruluşlar, yargı bağımsızlığının yatırım ortamı için kritik olduğunu vurgulamaktadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'deki yargı bağımsızlığı tartışmalarına benzer bir bağlam sunuyor. Türkiye, 2017 anayasa değişikliğiyle HSK'nın yapısını değiştirirken, Hong Kong örneği yürütme müdahalesinin olası sonuçlarına dair bir uyarı niteliğinde. Ayrıca, Çin'in artan etkisi karşısında Türkiye'nin dengeli bir dış politika izlemesi gerekiyor. AB ile ilişkilerde hukukun üstünlüğü kriterinin önemi bir kez daha hatırlanmalı.