11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD, “teröre karşı savaş” adı altında küresel bir askeri ve hukuki dönüşüm geçirdi. Aradan geçen 25 yılda, Kongre ilk kez bu dönemin bazı zararlarını düzeltmek için harekete geçme fırsatı yakaladı. Temsilciler Meclisi ve Senato’daki iki partili bazı kanun teklifleri, başta 2001 tarihli Askeri Kuvvet Kullanma Yetkisi (AUMF) olmak üzere genişleyen başkanlık yetkilerini, kitlesel gözetleme programlarını ve savaş sonrası gazilerin maruz kaldığı sağlık sorunlarını ele almayı amaçlıyor. Bu adımlar, ABD’nin iç ve dış politikasında 11 Eylül’ün hâlâ süren etkilerini sorgulama çabası olarak değerlendiriliyor.
11 Eylül Sonrası Dönemin Hukuki ve Askeri Mirası
2001 saldırılarının hemen ardından Kongre, neredeyse tam bir oybirliğiyle AUMF’yi kabul etti. Bu yetki, ABD başkanlarına El Kaide ve bağlantılı gruplara karşı sınırsız süreli askeri güç kullanma imkânı tanıdı. Yirmi beş yıl içinde bu yetki, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Somali’ye kadar geniş bir coğrafyada kullanıldı. Hukukçular ve sivil toplum kuruluşları, AUMF’nin orijinal amacının çok ötesine geçtiğini ve başkanlık yetkilerinin kontrolsüz biçimde genişlemesine yol açtığını savunuyor. Kongre’nin şimdi bu yetkiyi yeniden düzenleme veya yürürlükten kaldırma çabaları, savaş gücünün yeniden dengeye oturtulması açısından kritik bir eşik olarak görülüyor.
ABD’nin “teröre karşı savaş” stratejisi, sadece askeri müdahalelerle sınırlı kalmadı; aynı zamanda iç güvenlik yasalarını da kökten değiştirdi. 2001’de kabul edilen Vatanseverlik Yasası (PATRIOT Act), kolluk kuvvetlerine geniş gözetleme ve istihbarat toplama yetkileri verdi. 2013’te Edward Snowden’ın sızıntılarıyla ortaya çıkan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) kitlesel veri toplama programları, kamuoyunda büyük bir tartışma başlattı. Kongre 2015’te Özgürlük Yasası’nı (Freedom Act) geçirerek bazı programları sınırlandırdı, ancak eleştirmenler gözetim mekanizmalarının hâlâ yeterince şeffaf olmadığını belirtiyor. Bugünkü girişimler, bu alanda daha kapsamlı bir reform ihtiyacına işaret ediyor.
11 Eylül sonrası dönemin bir diğer önemli boyutu da savaş gazilerinin durumu. Irak ve Afganistan’da görev yapan yüz binlerce asker, travmatik beyin hasarı, travma sonrası stres bozukluğu ve kimyasal maddelere maruz kalma gibi sorunlarla mücadele ediyor. Gazilere yönelik sağlık hizmetleri ve tazminat programları, yıllardır yetersizlik eleştirileriyle karşı karşıya. Kongre’deki yeni düzenlemeler, bu hizmetlerin genişletilmesi ve finansmanının artırılmasını öngörüyor. Ayrıca, savaş bölgelerinde hayatını kaybeden siviller için herhangi bir tazminat mekanizmasının bulunmaması, ahlaki ve hukuki bir sorun olarak öne çıkıyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
ABD’nin 11 Eylül sonrası izlediği politikalar, sadece kendi sınırları içinde değil, tüm dünyada derin etkiler bıraktı. Afganistan ve Irak müdahaleleri, milyonlarca insanın yerinden edilmesine, bölgesel istikrarsızlığa ve yeni radikal grupların doğmasına zemin hazırladı. Irak Savaşı, Orta Doğu’nun güç dengelerini alt üst ederken; Afganistan’daki 20 yıllık askeri varlık, 2021’deki kaotik çekilmeyle sonuçlandı. Bu süreçte ABD’nin küresel imajı da ciddi yara aldı; özellikle Ebu Gureyb ve Guantanamo gibi skandallar, uluslararası hukuk ve insan hakları ihlalleri tartışmalarını alevlendirdi.
Öte yandan, 11 Eylül sonrası dönemde ABD’nin terörle mücadele adı altında yürüttüğü operasyonlar, müttefiklik ilişkilerini de dönüştürdü. NATO, ilk kez tarihinde 5. Madde’yi işleterek ABD’nin yanında yer aldı ve Afganistan’da Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü (ISAF) çerçevesinde görev aldı. Ancak zamanla Avrupa başkentlerinde Irak Savaşı’na yönelik muhalefet arttı; Fransa ve Almanya gibi ülkeler ABD’nin tek taraflı müdahaleci yaklaşımını eleştirdi. Bu gerilimler, transatlantik ilişkilerde kalıcı çatlaklar oluşturdu.
Bugün Kongre’deki reform çabaları, sadece geçmişin hesabını sormakla kalmıyor; aynı zamanda ABD’nin gelecekteki askeri müdahale doktrinini de şekillendirme potansiyeli taşıyor. Eğer AUMF yeniden düzenlenir veya yürürlükten kaldırılırsa, başkanların savaş ilan etme yetkisi Kongre’ye geri dönebilir. Gözetleme reformları ise bireysel özgürlükler ile ulusal güvenlik arasındaki dengeyi yeniden tanımlayabilir. Bu adımlar, ABD’nin 21. yüzyılda nasıl bir küresel aktör olacağını belirlemede kritik rol oynayacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 11 Eylül sonrası dönemde ABD’nin “teröre karşı savaş” stratejisinin hem kritik bir müttefiki hem de zaman zaman hedefi oldu. Afganistan’da ISAF bünyesinde görev alan Türkiye, Irak’ta ise 2003’teki tezkere kriziyle ABD ile derin bir güvensizlik yaşadı. Suriye’de PKK/YPG ile mücadelede ABD’nin bu gruplara verdiği destek, iki ülke arasında süregelen bir gerilim kaynağı. Kongre’nin AUMF’yi yeniden düzenleme çabası, Türkiye’nin bölgesel güvenlik hesaplarını doğrudan etkileyebilir. Eğer ABD’nin askeri yetkileri sınırlandırılırsa, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki operasyonel özgürlüğü artabilir; ancak ABD’nin bölgeden çekilmesi güç boşluğu yaratarak yeni riskler doğurabilir. Ayrıca, gözetleme reformları ve insan hakları tartışmaları, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde önemli bir başlık olan iade talepleri ve yargı süreçlerini de dolaylı olarak etkileyebilir.