11 Eylül saldırılarının ardından yıllarca örgütlenen “Truther” (Gerçekçi) hareketi, resmi anlatıya karşı alternatif bir komplo teorisi inşa etmek için zaman ve emek harcadı. Ancak 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e düzenlediği saldırının hemen ardından, benzer asılsız iddialar saatler içinde sosyal medyada yayıldı. Bu durum, komplo teorilerinin artık çok daha hızlı üretilip tüketildiği bir çağa girildiğini gösteriyor. Gerçekçi hareketinin mirası, 7 Ekim sonrası dezenformasyon dalgasında somutlaştı.
11 Eylül Gerçekçileri: Yavaş İnşa Edilen Karşı Anlatı
11 Eylül 2001 saldırılarının ardından, resmi açıklamaları sorgulayan gruplar kendilerine “Truther” adını verdi. Bu hareket, saldırıların arkasında ABD hükümetinin olduğu veya saldırıların önceden bilindiği gibi iddiaları yıllar içinde geliştirdi. İnternet forumları, kitaplar, belgeseller ve sokak protestoları aracılığıyla yavaş yavaş bir karşı anlatı oluşturuldu. Örneğin, 2004'te kurulan “Scholars for 9/11 Truth” gibi gruplar, mühendislik ve fizik raporlarına dayanarak kendi teorilerini yaymaya çalıştı. Bu hareket, ana akım medyada ciddiye alınmasa da, belirli bir kitleye ulaşmayı başardı. Yine de etkisi sınırlı kaldı; çünkü komplo teorilerinin yayılması için gereken dijital altyapı henüz bugünkü kadar gelişmemişti.
11 Eylül Gerçekçileri, argümanlarını oluşturmak için yıllarca uğraştı. Videolar, makaleler ve konferanslar düzenlendi. Ancak bu içerikler genellikle marjinal kaldı ve geniş halk kitlelerine ulaşamadı. Hareketin zirve yaptığı dönem 2000'lerin ortalarıydı; ancak etkisi zamanla azaldı. Yine de, devlet destekli komplo teorilerine olan inancı körükleyen bir kültürel zemin oluşturdu.
7 Ekim Sonrası: Saatler İçinde Yayılan Yalanlar
7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e düzenlediği sürpriz saldırı, sosyal medyada anında yankı buldu. Saldırının hemen ardından, 11 Eylül sonrası komplo teorilerini andıran bir dizi asılsız iddia ortaya atıldı. Örneğin, bazı kullanıcılar saldırının İsrail tarafından önceden bilindiğini veya “False Flag” (sahte bayrak) olduğunu öne sürdü. Bu iddialar, herhangi bir kanıt olmaksızın, saatler içinde milyonlarca kişiye ulaştı. X (eski Twitter), Telegram ve TikTok gibi platformlarda hızla yayılan videolar ve metinler, gerçeklikten kopuk bir anlatı oluşturdu.
11 Eylül Gerçekçileri'nin yıllar süren çabasıyla karşılaştırıldığında, 7 Ekim sonrası dezenformasyonun hızı çarpıcıydı. Bunun nedeni, dijital platformların algoritmaları ve kullanıcı tabanlı içerik üretiminin kolaylaşmasıydı. Artık herhangi bir kişi, saniyeler içinde bir komplo teorisi üretip paylaşabiliyor. Ayrıca, yapay zeka destekli deepfake teknolojisi ve bot hesaplar, yalanların yayılmasını daha da hızlandırdı. 11 Eylül sonrası dönemde komplo teorileri haftalar veya aylar içinde yayılırken, 7 Ekim'de bu süre saatlere indi.
Bu durum, sadece Orta Doğu'da değil, küresel olarak dezenformasyonun nasıl bir tehdit haline geldiğini gösteriyor. 7 Ekim sonrası ortaya atılan asılsız iddialar, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi ve gerçek bilgiye erişimi zorlaştırdı. Özellikle İsrail-Filistin çatışması gibi hassas konularda, yanlış bilgi hızla yayılarak kamuoyunu yanıltabiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
11 Eylül sonrası dönemde komplo teorileri daha çok Batı ülkelerinde ve özellikle ABD'de yaygındı. Ancak 7 Ekim sonrası dezenformasyon, küresel bir olgu haline geldi. Orta Doğu'da, Asya'da ve Avrupa'da benzer iddialar dolaşıma girdi. Bu, dijital çağda sınırların ortadan kalktığını ve bilgi kirliliğinin uluslararası bir sorun olduğunu gösteriyor. Ayrıca, devlet aktörleri ve istihbarat servisleri de dezenformasyonu bir silah olarak kullanabiliyor. Örneğin, Rusya'nın 7 Ekim sonrası çatışmayı körüklemek için sosyal medyada yalan haberler yaydığı iddia edildi. Benzer şekilde, İran ve diğer bölgesel güçler de bilgi savaşında aktif rol aldı.
Bu durum, uluslararası toplumun dezenformasyonla mücadelede daha etkili adımlar atması gerektiğini ortaya koyuyor. Ancak, ifade özgürlüğü ile mücadele arasındaki dengeyi kurmak zor. Platformlar, yanlış bilgiyi etiketlemeye başlasa da, bu yeterli olmuyor. Kullanıcıların medya okuryazarlığı düşük olduğunda, yalanlar hızla yayılabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 7 Ekim sonrası dezenformasyon dalgasından doğrudan etkilendi. Sosyal medyada yayılan asılsız iddialar, Türk kamuoyunda da yankı buldu ve İsrail-Filistin çatışmasına dair algıları şekillendirdi. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel istikrarı ve güvenliği açısından, dezenformasyonun yayılması risk oluşturuyor. Yanlış bilgi, toplumsal kutuplaşmayı artırarak iç güvenliği tehdit edebilir. Dış politika açısından ise Türkiye, Orta Doğu'da artan gerilimde denge politikası izlerken, dezenformasyonun hedefi haline gelebilir. Bu nedenle, medya okuryazarlığının güçlendirilmesi ve dijital platformlarla işbirliği kritik önem taşıyor.