11 Eylül 2001 saldırılarını gerçekleştiren terörist hücrelerinin, eylem planının son aşamasında belirlenen kalkış noktalarına doğru ilerlediği ve United Airlines'ın 93 sefer sayılı uçağını kaçıracak ekibin diğerlerinden önce pozisyon aldığı bildirildi. New York, Washington ve Pennsylvania'yı hedef alan saldırıların lojistik aşamasında, kaçakçıların ve pilotların farklı şehirlerden hareket ederek Newark, Boston ve Dulles havalimanlarına yöneldiği, United 93 ekibinin ise Newark Uluslararası Havalimanı'nda en erken hazır konuma geçtiği belirtildi.
Saldırıların Arka Planı ve Hücre Yapılanması
El Kaide tarafından finanse edilen ve yönetilen 19 kaçakçıdan oluşan dört ayrı hücre, 2000 yılı boyunca ABD'deki uçuş okullarında eğitim aldı. Pilot adayları olan Muhammed Atta, Mervan el-Şehhi, Ziyad Cerrah ve Hani Hanjur gibi isimler, ticari pilot lisansı almak için Florida ve Arizona'da kurslara katıldı. "Kas gücü" olarak tabir edilen diğer militanlar ise daha çok fiziksel müdahale ve uçak içi kontrolü sağlamak üzere seçildi. Hücrelerin büyük bölümü 2001 yazında ABD'ye giriş yaptı ve farklı eyaletlerde motel ve apartman dairelerinde kalarak son hazırlıklarını tamamladı.
United Airlines 93 sefer sayılı uçağının kaçırılmasından sorumlu ekip, Newark'ta diğerlerine göre daha erken toplanmaya başladı. Uçuşun Newark'dan San Francisco'ya gitmesi planlanıyordu; ancak ekip, diğer üç uçaktan farklı olarak yaklaşık 46 dakika rötarlı kalktı. Bu rötar, yolcuların direniş göstermesine ve uçağın Pensilvanya'daki Shanksville kırsalına düşmesine neden oldu. Diğer üç uçak ise Dünya Ticaret Merkezi'nin ikiz kulelerine ve Pentagon'a çarparak yaklaşık 3 bin kişinin ölümüne yol açtı.
Saldırıların ardından yürütülen soruşturmalar, hücreler arası koordinasyonun sağlanmasında "kas adamları"nın kritik rol oynadığını ortaya koydu. Özellikle Newark ekibinin lideri Ziyad Cerrah'ın, diğer hücre üyeleriyle sık sık telefon görüşmeleri yaptığı ve uçuş tarihini teyit ettiği belirlendi. 11 Eylül Komisyonu raporuna göre, saldırıdan önceki gece hücre üyeleri son talimatlarını aldı ve 11 Eylül sabahı erken saatlerde havalimanlarına ulaştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
11 Eylül saldırıları, ABD'nin ulusal güvenlik doktrinini kökten değiştirdi. Saldırıların ardından Afganistan'a düzenlenen askeri operasyon, El Kaide'nin barındığı ülkedeki Taliban rejiminin sonunu getirdi. 2003'te Irak işgaliyle genişleyen "terörizmle savaş" politikası, Orta Doğu'nun siyasi haritasını yeniden şekillendirdi. Küresel düzeyde ise havacılık güvenliği standartları radikal biçimde sıkılaştırıldı; yolcu ön tarama sistemleri, kokpit kapılarının güçlendirilmesi ve uçuş öncesi istihbarat paylaşımı gibi önlemler kalıcı hale geldi.
NATO, tarihinde ilk kez 5. Madde'yi işleterek ABD'ye destek verdi ve ittifakın kolektif savunma misyonu yeni bir evreye girdi. Avrupa ülkeleri de terörle mücadele yasalarını sertleştirerek istihbarat birimleri arasındaki iş birliğini artırdı. Ancak bu süreç, Müslüman topluluklara yönelik ayrımcılık ve İslamofobi tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül saldırıları, Türkiye'nin güvenlik algısını ve dış politikasını derinden etkiledi. Olayın hemen ardından Türkiye, NATO müttefiki olarak kolektif savunma mekanizmalarına tam destek verdi ve Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti'ne (ISAF) asker gönderdi. 2003'te Irak'ın işgali öncesinde TBMM'de kabul edilmeyen tezkere, Türkiye-ABD ilişkilerinde kısa süreli bir gerilim yarattı. Öte yandan, El Kaide bağlantılı hücrelerin Türkiye'de de faaliyet göstermesi, 2003 İstanbul bombalamaları gibi saldırılarla somutlaştı. Bu gelişmeler, Türkiye'nin terörle mücadelede istihbarat kapasitesini artırmasına ve bölgesel güvenlik denklemlerinde daha aktif rol almasına yol açtı. Bugün de 11 Eylül sonrası oluşan güvenlik mimarisi, Türkiye'nin Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz politikalarını etkilemeye devam ediyor.