11 Eylül 2001 saldırılarının azmettiricisi olarak suçlanan Halid Şeyh Muhammed (KSM), saldırıların üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen hâlâ yargılanmayı bekliyor. ABD'nin Guantanamo Körfezi'ndeki askeri mahkemesinde görülen dava, yıllardır süren hukuki ve siyasi engeller nedeniyle bir türlü sonuçlandırılamıyor. Bu yılki 11 Eylül yıl dönümü, ABD tarihinin en büyük ceza davalarından birinin hâlâ askıda olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Guantanamo'da Tıkanan Adalet: 23 Yıllık Bekleyiş
Halid Şeyh Muhammed ve dört arkadaşı, 2003 yılında Pakistan'da yakalanarak Guantanamo Körfezi'ndeki ABD askeri üssüne götürüldü. 2008'de askeri komisyon önünde yargılanmaya başlayacakları açıklandı, ancak 2009'da Başkan Barack Obama'nın Guantanamo'yu kapatma ve davaları sivil mahkemelere taşıma girişimi Kongre'de engellendi. Dava, 2012'de yeniden askeri komisyona sevk edildi. O tarihten bu yana sanıkların işkenceye maruz kaldığı iddiaları, savcılığın delil paylaşımındaki eksiklikleri ve sanık avukatlarının atanmasındaki sorunlar nedeniyle duruşmalar defalarca ertelendi.
2024 yılı itibarıyla dava hâlâ ön duruşma aşamasında. Sanıkların avukatları, müvekkillerinin CIA'nın gizli hapishanelerinde işkence gördüğünü ve bu nedenle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini savunuyor. Savcılık ise delillerin işkence altında elde edildiğini kabul etmekle birlikte, bunun davanın düşürülmesi için yeterli olmadığını öne sürüyor. Mahkeme, sanıkların akıl sağlığı ve temsil kabiliyeti konusunda yıllardır süren tartışmalarla da boğuşuyor.
Davanın gecikmesindeki en büyük etkenlerden biri, askeri komisyon sisteminin uluslararası hukuka aykırı olduğu yönündeki eleştiriler. İnsan hakları örgütleri, bu mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığını, delillerin işkenceyle elde edildiğini ve sanıkların savunma haklarının sistematik olarak kısıtlandığını belirtiyor. ABD Yüksek Mahkemesi, 2006 ve 2008'de verdiği kararlarla askeri komisyonların yapısını kısmen düzeltse de temel sorunlar devam ediyor.
Küresel Yansımalar: Terörle Mücadelede Hukukun Üstünlüğü
11 Eylül davası, sadece ABD için değil, küresel terörle mücadele politikaları açısından da bir test niteliğinde. Saldırıların ardından başlatılan "teröre karşı savaş" kapsamında ABD, Afganistan ve Irak'ı işgal etti, dünya genelinde güvenlik yasalarını sertleştirdi ve birçok ülkede insan hakları ihlalleri arttı. Guantanamo'daki dava, bu politikaların hukuki meşruiyetini sorgulatan en somut örnek olarak görülüyor.
Dava sürecinin uzaması, terör zanlılarının yargılanmadan yıllarca tutulmasının uluslararası hukukta yarattığı açmazı gözler önüne seriyor. Bir yanda mağdur ailelerinin adalet beklentisi, diğer yanda sanıkların işkence altında elde edilen delillerle yargılanamayacağı ilkesi arasında sıkışan ABD yargı sistemi, bir türlü tatmin edici bir çözüm üretemiyor. Bu durum, benzer davalar için emsal teşkil ederek, gelecekteki terör suçlamalarında da belirsizlik yaratıyor.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, davanın bir an önce sonuçlandırılması ve sanıkların adil yargılanma hakkının güvence altına alınması çağrısında bulunuyor. Ancak ABD Kongresi, Guantanamo'nun kapatılmasına ve sanıkların ABD topraklarına getirilmesine karşı çıkmaya devam ediyor. Başkan Joe Biden yönetimi, Guantanamo'yu kapatma sözü vermiş olsa da, bu konuda somut bir adım atamadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül davasının Türkiye için doğrudan bir hukuki bağlantısı bulunmasa da, davanın tıkanması küresel terörle mücadele ve uluslararası hukuk açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, uzun yıllardır PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütleriyle mücadele eden bir ülke olarak, terör zanlılarının adil yargılanması ve delillerin hukuka uygun toplanması konusunda hassasiyet gösteriyor. Guantanamo'daki belirsizlik, terörle mücadelede hukukun üstünlüğünün korunması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Ayrıca ABD'nin bu davayı sonuçlandıramaması, uluslararası kamuoyunda ABD'nin hukuk devleti imajına zarar vererek, küresel güvenlik iş birliğini de olumsuz etkiliyor. Türkiye, terörle mücadelede uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve yargı süreçlerinin şeffaflığı konusunda çağrılarını sürdürüyor.