11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden çeyrek asır geçti. El Kaide militanlarının ABD'de düzenlediği ve yaklaşık 3 bin kişinin ölümüne neden olan saldırılar, dünya siyasetini kökten değiştirdi. Dünya İlişkileri Editörü Sam Kiley'in analizine göre, 25 yıl önceki dehşet ve sonrasındaki gelişmeler, Soğuk Savaş düzeninin yerini rakip kültürler ve dinler arasında bitmeyen bir çatışmaya bırakmasına yol açtı. Bugün ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı'nın bu süreçte aldığı hasarı kendi jeopolitik amaçları için istismar ediyor.
11 Eylül sonrası dünya düzeni nasıl değişti?
ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından "Teröre Karşı Küresel Savaş" doktrinini ilan etti. Ekim 2001'de Afganistan'a düzenlenen operasyonla Taliban rejimi devrildi, ancak bu ülke yirmi yıl süren ve 2021'de kaotik bir çekilmeyle sonuçlanan bir bataklığa dönüştü. 2003'te Irak'ın işgali, kitle imha silahları gerekçesiyle başlatıldı; fakat bu iddiaların asılsız olduğu ortaya çıktı. Irak'ın işgali, bölgede istikrarsızlığı derinleştirdi ve IŞİD gibi yeni radikal grupların doğuşuna zemin hazırladı.
Batı'nın askeri müdahaleleri, yalnızca terörle mücadeleyle sınırlı kalmadı; aynı zamanda "özgürlük ve demokrasi" ihracı söylemiyle meşrulaştırıldı. Ancak bu politikalar, hedef ülkelerde devlet kurumlarını çökertti, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve kitlesel göç dalgalarına neden oldu. Suriye iç savaşı, Arap Baharı'nın bastırılması ve Yemen krizi, bu dönemin kanlı mirası olarak öne çıktı. Batı kamuoyunda ise savaş yorgunluğu ve içe kapanma eğilimi güçlendi.
Putin'in fırsatçılığı: Batı'nın zaaflarını kullanmak
Sam Kiley'e göre Putin, Batı'nın 11 Eylül sonrası girdiği uzun savaşların yarattığı yorgunluk, bölünmüşlük ve prestij kaybından azami ölçüde faydalanıyor. Rusya, 2015'te Suriye'ye askeri müdahalede bulunarak Orta Doğu'da nüfuz alanı kurdu; aynı dönemde Kırım'ı ilhak etti ve Ukrayna'nın doğusunda ayrılıkçı güçleri destekledi. 2022'de başlattığı geniş çaplı Ukrayna işgali ise Batı'nın dikkatini ve kaynaklarını bir kez daha böldü. Putin, "çok kutuplu dünya" söylemiyle Batı'nın evrensel değerler iddiasını sorguluyor ve otoriter rejimlere alternatif bir güç merkezi sunuyor.
Kremlin, ayrıca siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları ve enerji kartını kullanarak Avrupa'da siyasi istikrarsızlığı körüklüyor. NATO'nun genişlemesini kendi güvenliğine tehdit olarak gösteren Putin, Batı içindeki popülist ve aşırı sağ hareketleri dolaylı yoldan destekleyerek ittifakın uyumunu bozmayı hedefliyor. Uzmanlara göre, 11 Eylül'ün tetiklediği güvenlik odaklı dünya düzeni, Rusya'nın revizyonist politikalarını kolaylaştıran bir ortam yarattı.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir soğuk savaş mı?
Bugün uluslararası sistem, ABD ve müttefikleri ile Rusya-Çin ekseni arasında giderek keskinleşen bir rekabete sahne oluyor. Batı'nın Afganistan ve Irak'taki başarısızlıkları, otoriter liderlere "demokrasinin iflası" propagandası için malzeme sağladı. Çin, kuşak-yol girişimi ve ekonomik yatırımlarla nüfuzunu artırırken, Rusya askeri gücünü öne çıkarıyor. Orta Doğu'da ise İran, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi bölgesel güçler arasındaki denge oyunları, 11 Eylül sonrası oluşan güç boşluklarında şekilleniyor.
Öte yandan, terör tehdidi tamamen ortadan kalkmadı; El Kaide ve IŞİD'in yanı sıra yeni radikal yapılar, Afrika'nın Sahel bölgesinden Güneydoğu Asya'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada varlık gösteriyor. Batı'nın bu tehditle mücadelede etkili bir strateji geliştirememesi, hem güvenlik hem de insani krizleri derinleştiriyor. 11 Eylül'ün 25. yılında dünya, Soğuk Savaş benzeri bir bloklaşmayla karşı karşıya; ancak bu kez aktörler daha çok, çatışma alanları daha dağınık.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül sonrası dönem, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika önceliklerini derinden etkiledi. ABD'nin Irak işgali, PKK ve uzantılarının bölgede alan kazanmasına yol açarken, Türkiye sınır güvenliği ve terörle mücadelede yeni tehditlerle karşılaştı. Suriye iç savaşı, milyonlarca mültecinin Türkiye'ye akınına neden oldu. Öte yandan Batı'nın zayıflayan etkinliği, Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini dengeleyerek stratejik özerklik arayışını hızlandırdı. Putin'in fırsatçılığı, Türkiye için hem risk hem de jeopolitik manevra alanı yaratıyor; Ankara, Batı ile Rusya arasında hassas bir denge politikası yürütmek zorunda.