11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti. Eski istihbarat yetkilileri, ABD'nin artık terör planlarını bozmak için daha donanımlı olduğunu, ancak 11 Eylül sonrası dönemde alınan sert önlemlerin yarattığı maliyetlerle hâlâ boğuştuğunu söylüyor. Saldırıların yıl dönümünde, istihbarat camiası hem kazanılan deneyimi hem de yeni nesil tehditleri değerlendiriyor.
11 Eylül sonrası dönüşüm
11 Eylül saldırıları, ABD istihbarat mimarisinde köklü değişikliklere yol açtı. 2001'de El Kaide'nin dört uçağı kaçırması ve 3 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırılar, istihbarat toplumunun yeniden yapılandırılmasını zorunlu kıldı. 2004'te Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) kuruldu ve FBI ile CIA arasındaki iletişimsizlik gibi yapısal sorunlar giderilmeye çalışıldı. Eski yetkililere göre, bugün terör örgütlerinin iletişimini izleme ve planlarını engelleme kapasitesi çok daha yüksek. Ancak bu dönüşüm, kitlesel gözetim, sorgularda işkence iddiaları ve sivil özgürlüklerin kısıtlanması gibi tartışmaları da beraberinde getirdi. 11 Eylül sonrası çıkarılan Vatanseverlik Yasası (Patriot Act) ve diğer düzenlemeler, istihbarat kurumlarına geniş yetkiler tanıdı; bu yetkiler zaman zaman yargı denetimine takıldı ve kamuoyunda tepki çekti.
Yeni tehdit ortamı
Çeyrek asır sonra tehdit yelpazesi çeşitlendi. El Kaide ve IŞİD gibi örgütler hâlâ varlığını sürdürse de, istihbarat kurumları artık daha karmaşık bir ortamla karşı karşıya: siber saldırılar, yapay zeka destekli dezenformasyon, devlet destekli suikastlar ve aşırı sağcı terör. Eski yetkililer, 11 Eylül'ün derslerinin yeni tehditlere uyarlanması gerektiğini vurguluyor. Örneğin, istihbarat paylaşımı ve özel sektörle iş birliği kritik önemde. Ancak bu kez düşman net değil; devlet dışı aktörler, devlet aktörleriyle iç içe geçmiş durumda. Ayrıca, pandemi sonrası dönemde istihbarat bütçeleri ve personel yapısı da sorgulanıyor. Bazı uzmanlar, aşırı genişleyen güvenlik aygıtının etkinliğinin azaldığını ve kaynakların yanlış yönlendirildiğini savunuyor.
Maliyetler ve hesap verebilirlik
11 Eylül sonrası dönemin en büyük eleştirilerinden biri, istihbarat kurumlarının hesap verebilirliği. Guantanamo Kampı, gizli CIA hapishaneleri ve gelişmiş sorgu teknikleri gibi konular hâlâ tartışılıyor. Eski yetkililer, bu yöntemlerin etkisiz olduğunu ve ABD'nin itibarını zedelediğini kabul ediyor. Öte yandan, istihbarat toplumunun siyasi baskılardan bağımsız hareket edebilmesi gerektiği vurgulanıyor. Son yıllarda, istihbarat raporlarının siyasallaştığı yönünde iddialar da gündeme geldi. 25. yılda, istihbarat kurumları bir yandan geçmişin hesabını verirken, bir yandan da geleceğin tehditlerine hazırlanmak zorunda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül sonrası dönüşen küresel istihbarat mimarisi, Türkiye'yi de derinden etkiledi. Türkiye, hem NATO üyesi olarak ittifakın terörle mücadele stratejilerinde yer aldı hem de kendi güvenlik tehditleriyle mücadele etti. PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi örgütlerle mücadelede istihbarat kapasitesini artırdı. Ancak ABD ile yaşanan bazı anlaşmazlıklar, özellikle Suriye'deki YPG/PYD konusunda, istihbarat paylaşımını zaman zaman zorlaştırdı. Yeni tehdit ortamı, Türkiye'nin siber güvenlik ve dezenformasyonla mücadele yatırımlarını artırmasını gerektiriyor. Ayrıca, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası istihbarat yapılanmasında yapılan reformlar, 11 Eylül sonrası ABD'nin deneyimleriyle paralellik taşıyor. Türkiye, bölgesel istikrar için istihbarat diplomasisini güçlendirmeli.