11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti. ABD'nin Washington DC kentindeki Georgetown Üniversitesi'nde öğrenim gören genç Amerikalılara, bu tarihi olayın kendileri için ne ifade ettiği soruldu. Birçoğu 2001'den sonra doğdu; yani saldırıları canlı yaşamadı, sadece ders kitaplarından, aile anlatılarından ve medyadan öğrendi. France 24'ün Washington muhabiri Matthieu Mabin'in sorularını yanıtlayan öğrencilerden bazıları, 11 Eylül'ün kendileri için sıradan bir tarihten ibaret olduğunu söyledi. Bu yanıt, olayın Amerikan toplumundaki kuşaklar arası etkisini ve hafıza farklılıklarını gözler önüne seriyor.
11 Eylül'ün Arka Planı ve Kuşak Farkı
11 Eylül 2001'de El Kaide tarafından kaçırılan dört yolcu uçağıyla ABD'nin New York, Washington DC ve Pennsylvania eyaletlerinde düzenlenen saldırılarda yaklaşık 3 bin kişi hayatını kaybetti. Bu olay, ABD'nin Afganistan ve Irak işgallerini başlatmasına, küresel terörle mücadele doktrininin şekillenmesine ve havaalanı güvenliğinden göç politikalarına kadar pek çok alanda kalıcı değişikliklere yol açtı. Aradan geçen çeyrek asırda, saldırıları hatırlayan kuşak ile sonradan doğan kuşak arasında belirgin bir algı farkı oluştu. Georgetown Üniversitesi öğrencileri, kendilerine yöneltilen soruya verdikleri yanıtlarda, 11 Eylül'ün artık bir "tarih dersi konusu" olduğunu, günlük hayatlarında doğrudan bir karşılığı olmadığını dile getirdi. Bazı öğrenciler, ailelerinin ya da öğretmenlerinin anlattıklarıyla bu olayı anlamlandırmaya çalıştıklarını belirtti. Kimileri ise 11 Eylül'ü, ABD'nin Orta Doğu'daki askeri müdahaleleri ve İslamofobi tartışmalarıyla ilişkilendirdi.
Uzmanlar, bu kuşak farkının yalnızca ABD'ye özgü olmadığını, dünya genelinde benzer bir hafıza kayması yaşandığını vurguluyor. Z kuşağı olarak adlandırılan ve 2000'li yıllarda doğan bireyler için 11 Eylül, tarihsel bir kırılma noktası olsa da, gündelik yaşamlarında hissedilen bir güvenlik tehdidi olarak algılanmıyor. Öte yandan, saldırılar sonrası doğan Amerikalılar, göçmen karşıtı politikalar, artan gözetim ve Müslümanlara yönelik ayrımcılık gibi konularda farkındalık taşıyor. Georgetown'daki öğrenciler, bu mirası sorgularken, 11 Eylül'ün sadece bir saldırı değil, aynı zamanda ABD'nin küresel konumunu dönüştüren bir olay olduğunu kabul ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
11 Eylül, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. ABD öncülüğünde başlatılan "terörle savaş", Afganistan'dan Irak'a, Suriye'den Yemen'e kadar geniş bir coğrafyada istikrarsızlığa yol açtı. NATO, ilk kez 5. Madde'yi işleterek ABD'nin yanında yer aldı; bu, ittifakın kolektif savunma ilkesinin somut bir örneğiydi. Avrupa ülkeleri de terörle mücadele yasalarını sıkılaştırdı, gözetim yetkilerini artırdı. 25. yıldönümünde, Fransa'nın başkenti Paris'te ve diğer Avrupa şehirlerinde anma törenleri düzenlendi. Ancak genç kuşağın ilgisizliği, Batı toplumlarında ortak hafızanın zayıfladığına dair tartışmaları da beraberinde getiriyor. ABD'de 11 Eylül anmaları, her yıl olduğu gibi bu yıl da siyasi liderlerin katılımıyla gerçekleşti; fakat pandemi sonrası dönemde kamuoyu ilgisinin azaldığı gözlemleniyor. Özellikle üniversite kampüslerinde, öğrencilerin bu tür anma etkinliklerine katılımı düşük seyrediyor.
Küresel güvenlik mimarisi açısından 11 Eylül, istihbarat paylaşımı, sınır güvenliği ve terörizmin finansmanıyla mücadele gibi alanlarda kalıcı kurumların doğmasına neden oldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 1373 sayılı kararla üye ülkelere terörle mücadele yükümlülükleri getirdi. Ancak bu dönemde alınan sert önlemler, insan hakları ihlalleri ve sivil özgürlüklerin kısıtlanması eleştirilerini de beraberinde getirdi. Bugünün gençleri, bu mirası daha sorgulayıcı bir gözle değerlendiriyor; onlar için 11 Eylül, Amerikan gücünün sınırlarını ve tek taraflı müdahalelerin sonuçlarını gösteren bir ders niteliğinde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 11 Eylül sonrası dönemde hem NATO müttefiki olarak ABD ile birlikte hareket etti hem de bölgesel dinamiklerde kendi güvenlik önceliklerini korumaya çalıştı. Afganistan'daki ISAF görevine asker gönderen Türkiye, terörle mücadele konusunda dengeli bir politika izledi. 11 Eylül'ün yarattığı istikrarsızlık, Orta Doğu'da uzun vadeli krizlere zemin hazırladı; bu da Türkiye'nin sınır güvenliği ve mülteci politikalarını doğrudan etkiledi. Genç neslin hafızasındaki zayıflama, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir denge arayışını beraberinde getiriyor. Türk dış politikası, 11 Eylül sonrası düzenin getirdiği belirsizliklerle başa çıkmak için çok yönlü diplomasiye yöneldi.