Yirmi beş yıl önce, 11 Eylül 2001'de kaçırılan uçakların New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine, Pentagon'a ve Pensilvanya'daki bir tarlaya çarpması sonucu yaklaşık 3 bin kişi hayatını kaybetti. ABD topraklarında gerçekleşen en ölümcül saldırının üzerinden çeyrek asır geçti. Cuma günü Amerikalılar, saldırılarda yaşamını yitirenleri anmak için törenler düzenleyecek. Ancak bu yıl dönümü, yalnızca kurbanları anmakla kalmayıp, saldırıların ardından şekillenen ve bugün hâlâ etkisini sürdüren küresel düzenin kapsamlı bir muhasebesini yapma fırsatı sunuyor. 'Dünyanın geldiği noktayı düşünme zamanı' ifadesi, sadece geçmişi değil, aynı zamanda bugünü ve geleceği de sorgulamamız gerektiğini vurguluyor.
Saldırıların Ardından Değişen Dünya Düzeni
11 Eylül saldırıları, Soğuk Savaş sonrası dönemin göreli istikrar algısını paramparça etti. ABD, 'teröre karşı küresel savaş' adı altında Afganistan'a müdahale ederek Taliban rejimini devirdi ve ardından 2003'te Irak'ı işgal etti. Bu müdahaleler, on yıllar süren çatışmalara, yüz binlerce sivil kaybına ve bölgesel istikrarsızlığa yol açtı. Saldırılar sonrası oluşturulan güvenlik mimarisi, bir yandan uluslararası işbirliğini artırırken (NATO'nun 5. Madde'sinin ilk kez devreye girmesi gibi), diğer yandan birçok ülkede sivil özgürlükleri kısıtlayan yasaların çıkarılmasına ve gözetim faaliyetlerinin yoğunlaşmasına neden oldu. Vatandaşlık hakları, mahremiyet ve ifade özgürlüğü gibi konularda denge, güvenlik lehine bozuldu.
Saldırıların ekonomik etkileri de derin oldu. New York Borsası günlerce kapalı kaldı, havacılık ve turizm sektörleri büyük darbe aldı. ABD Merkez Bankası (Fed), piyasaları sakinleştirmek için faiz indirimlerine gitti ve likidite sağladı. Uzun vadede, güvenlik harcamaları arttı ve birçok ülke savunma bütçelerini genişletti. Irak ve Afganistan savaşlarının maliyeti trilyonlarca doları buldu. Bu harcamalar, ABD'nin ekonomik gücünü zayıflatırken, Çin gibi yükselen güçlerin ekonomik ve askeri alanda daha fazla öne çıkmasına zemin hazırladı.
Küresel Yansımalar ve Bugünün Jeopolitiği
11 Eylül sonrası dönemde terör örgütleri dönüşüme uğradı. El Kaide'nin yerini bir süre sonra IŞİD aldı; ancak uluslararası koalisyonun müdahalesiyle IŞİD'in 'halifelik' iddiası çöktü. Yine de terör tehdidi tamamen ortadan kalkmadı; Afrika'nın Sahel bölgesinden Güneydoğu Asya'ya kadar uzanan bir yelpazede istikrarsızlık sürüyor. Batılı ülkelerde aşırı sağ ve İslamofobi yükselişe geçti; göçmen karşıtı söylemler ana akım siyasete yerleşti. Öte yandan, saldırılar ABD'nin 'tek süper güç' konumunu sarstı. Çin ve Rusya, ABD'nin Orta Doğu'daki angajmanlarını fırsat bilerek kendi nüfuz alanlarını genişletti. Bugün, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi (2021) ve Irak'taki askeri varlığının azalması, bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesine yol açtı.
Türkiye, 11 Eylül sonrası dönemde hem Batı ile ilişkilerini korumaya hem de bölgesel çıkarlarını gözetmeye çalıştı. NATO üyesi olarak Afganistan'daki ISAF misyonuna asker gönderdi; ancak 2003'te Irak işgaline karşı çıkarak ABD ile gerilim yaşadı. Suriye iç savaşı ve IŞİD tehdidi, Türkiye'nin sınır güvenliğini doğrudan etkiledi. Savunma sanayiinde yerlileşme hamleleri hız kazandı; insansız hava araçları ve yerli üretim kritik önem kazandı. Terörle mücadelede istihbarat paylaşımı ve sınır ötesi operasyonlar arttı. Bugün Türkiye, hem Batı ile hem de Rusya ve İran ile dengeli ilişkiler yürüterek çok kutuplu bir düzende konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül sonrası oluşan güvenlik mimarisi, Türkiye'nin dış politikasını derinden etkiledi. ABD'nin terörle mücadele adı altında Irak'a müdahalesi, PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD/YPG'nin bölgede güç kazanmasına zemin hazırladı; bu durum Türkiye'nin sınır güvenliği için uzun vadeli bir tehdit oluşturdu. Türkiye, hem NATO müttefikleriyle ortak hareket etme hem de kendi ulusal çıkarlarını koruma arasında denge kurmak zorunda kaldı. Savunma sanayiindeki yerlileşme hamleleri, bu dönemde hız kazandı ve Türkiye'nin stratejik otonomisini artırdı. Ayrıca, Batı'da yükselen İslamofobi ve göçmen karşıtlığı, Avrupa'daki Türk toplumu üzerinde baskı oluşturdu. Bugün Türkiye, çok kutuplu dünyada aktif bir aktör olarak, terörle mücadelede uluslararası işbirliğini savunurken, kendi güvenlik önceliklerini kararlılıkla koruyor.