ABD'yi derinden sarsan 11 Eylül 2001 terör saldırılarının 25. yıl dönümünde, ülkenin eski başkanları bir araya gelerek ortak bir yas ve dayanışma mesajı yayımladı. Eski başkanlar, saldırılarda hayatını kaybeden yaklaşık 3 bin kişiyi andı ve olayın hâlâ devam eden travmatik etkilerine dikkat çekti. Yapılan açıklamada, "Bugün hâlâ yaşamaya devam eden pek çok kişinin yaşadığı kabusu silemeyiz, ancak hayatını veren ve kaybedenlerin ailelerini destekleyebiliriz" ifadeleri kullanıldı. Bu mesaj, ABD'nin ulusal hafızasında derin iz bırakan saldırıların çeyrek asır sonra bile siyasi ve toplumsal yankılarını sürdürdüğünü gösteriyor.
Saldırıların Ardındaki Süreç ve Eski Başkanların Rolü
11 Eylül 2001'de El Kaide militanları tarafından kaçırılan dört yolcu uçağıyla gerçekleştirilen saldırılar, New York'taki Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerine ve Washington'daki Pentagon'a çarparak yaklaşık 3 bin kişinin ölümüne yol açtı. Dördüncü uçak ise yolcuların direnişi sonucu Pennsylvania kırsalına düşmüştü. O dönem görevde olan Başkan George W. Bush, saldırıların ardından teröre karşı küresel savaş ilan etmiş ve Afganistan ile Irak'a askeri müdahaleler başlatmıştı. Bush yönetimi sonrası göreve gelen Barack Obama, Donald Trump ve Joe Biden dönemlerinde de 11 Eylül'ün gölgesi ABD iç ve dış politikasında belirleyici oldu. Eski başkanların yıldönümünde yaptığı bu ortak açıklama, saldırıların sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda ulusal birlik ve insani dayanışma sorunu olduğunu vurguluyor.
Açıklamada ayrıca, saldırılarda hayatını kaybedenlerin ailelerine ve olaydan sağ kurtulanlara yönelik destek çağrısı yapıldı. Eski başkanlar, "Hayatını veren ve kaybedenlerin ailelerini destekleyebiliriz" diyerek toplumsal dayanışmanın önemine işaret etti. Bu mesaj, ABD'de son yıllarda artan siyasi kutuplaşmaya rağmen 11 Eylül'ün ortak bir acı ve hafıza olarak kalmaya devam ettiğini gösteriyor. Saldırılar sonrası oluşturulan 11 Eylül Anma Müzesi ve Ulusal Anıtı, her yıl milyonlarca ziyaretçi ağırlayarak bu hafızayı canlı tutuyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
11 Eylül saldırıları, sadece ABD'yi değil, tüm dünyayı etkileyen jeopolitik bir dönüm noktası oldu. Saldırıların ardından ABD'nin başlattığı "Teröre Karşı Savaş" stratejisi, Afganistan ve Irak'ta uzun süreli askeri operasyonlara, yüz binlerce sivilin ölümüne ve bölgesel istikrarsızlığa yol açtı. NATO, tarihinde ilk kez 5. Madde'yi işleterek ABD'ye destek verdi ve Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü (ISAF) kapsamında birçok ülke asker gönderdi. Bu süreç, küresel terörle mücadele politikalarını ve güvenlik anlayışını kökten değiştirdi. Bugün 25. yıl dönümünde, Afganistan'daki ABD askeri varlığının 2021'de sona ermesi ve Taliban'ın yeniden iktidara gelmesi, saldırılar sonrası yürütülen politikaların sonuçlarını tartışmaya açıyor. Uzmanlar, 11 Eylül'ün uluslararası güvenlik mimarisine etkisinin hâlâ devam ettiğini belirtiyor.
Öte yandan, saldırılar sonrası ABD'de Müslüman karşıtı nefret suçlarında artış yaşanmış, bu durum toplumsal dokuda derin yaralar açmıştı. Eski başkanların bugünkü açıklaması, bir yandan acıyı paylaşırken diğer yandan bu tür ayrımcılığa karşı birlik mesajı verme amacı taşıyor. ABD'nin 25. yıl dönümünde düzenlenen törenlerde, saldırılarda hayatını kaybedenlerin isimleri okundu ve kurban yakınları gözyaşları içinde anma etkinliklerine katıldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül saldırıları, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika gündemini de doğrudan etkiledi. Saldırılar sonrası ABD'nin Afganistan'a müdahalesi, NATO çerçevesinde Türkiye'nin de asker göndermesine yol açtı; Türkiye, ISAF kapsamında 2002-2014 yılları arasında Afganistan'da önemli görevler üstlendi. Ayrıca, küresel terörle mücadele söylemi, Türkiye'nin PKK ve DEAŞ gibi örgütlerle mücadelesinde uluslararası meşruiyet arayışını şekillendirdi. Bugün 25. yıl dönümünde, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi ve bölgesel güç dengelerinin değişmesi, Türkiye'nin Orta Asya ve Orta Doğu politikalarını yeniden gözden geçirmesini gerektiriyor. Suriye ve Irak'taki istikrarsızlık, terörle mücadelede iş birliği ve mülteci krizi gibi başlıklar, 11 Eylül sonrası dönemin Türkiye'ye bıraktığı mirasın bir parçası olarak öne çıkıyor.