Yirmi beş yıl önce, 19 hava korsanı dört Amerikan yolcu uçağını ele geçirerek ABD'nin gücünü simgeleyen hedeflere yönlendirdi. Saldırılarda 3 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Amerikan halkı olayları canlı yayında izledi. Bu, ülkeyi derinden sarsan ve değiştiren bir travmaydı. Ancak çeyrek asır sonra Washington, saldırıların ardındaki temel soruya — 'Neden bizden nefret ediyorlar?' — hâlâ net bir yanıt veremiyor.
Saldırıların Ardındaki Soru İşaretleri
11 Eylül 2001 sabahı, American Airlines ve United Airlines'a ait dört uçak, kaçırıldıktan sonra New York'taki Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerine, Virginia'daki Pentagon'a ve Pennsylvania kırsalına düştü. Saldırıları El Kaide lideri Usame bin Ladin'in yönlendirdiği kısa sürede ortaya çıktı. O dönemde ABD Başkanı George W. Bush yönetimi, saldırılara karşı küresel bir 'teröre karşı savaş' başlattı. Ekim 2001'de Afganistan'a askeri müdahale düzenlendi, 2003'te ise Irak işgal edildi. Ancak bu askeri yanıtlar, saldırıların kökenindeki siyasi, ekonomik ve ideolojik nedenleri anlamaktan çok, askeri çözümlere odaklandı.
Yıllar içinde yapılan araştırmalar, El Kaide'nin motivasyonunun yalnızca dinî değil, aynı zamanda ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığı, İsrail'e verilen koşulsuz destek ve Batı'nın bölgedeki sömürgeci geçmişi olduğunu ortaya koydu. Usame bin Ladin'in 1996 ve 1998'de yayımladığı fetvalarda açıkça ABD askerlerinin Suudi Arabistan'dan çekilmesi, Irak'a uygulanan yaptırımların kaldırılması ve Filistin meselesinde adil bir çözüm talep ediliyordu. Ancak ABD kamuoyu ve siyaset kurumu, bu talepleri ciddiye almak yerine 'neden bizden nefret ediyorlar?' sorusunu sormayı tercih etti; cevabı ise genellikle 'özgürlüklerinden nefret ediyorlar' gibi basitleştirici bir söylemle geçiştirdi.
Yirmi Beş Yılın Muhasebesi
ABD, 11 Eylül sonrası dönemde 20 yıl boyunca Afganistan'da savaştı, Irak'ta yüz binlerce sivilin ölümüne yol açan bir işgal gerçekleştirdi. Bu savaşlar trilyonlarca dolar maliyetle ABD ekonomisini sarstı, yüz binlerce Amerikan askerinin hayatını kaybetmesine veya sakat kalmasına neden oldu. 2021'de Afganistan'dan kaotik çekilme, Taliban'ın yeniden yönetimi ele geçirmesiyle sonuçlandı. Irak'ta ise istikrarsızlık hâlâ sürüyor. Uzmanlar, saldırıların ardındaki nedenleri anlamak yerine askeri güç kullanımının, ABD'nin küresel itibarını zedelediğini ve yeni radikal grupların doğmasına zemin hazırladığını belirtiyor. Bugün hâlâ 'neden bizden nefret ediyorlar?' sorusu, Amerikan dış politikasının en temel açmazını oluşturuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
11 Eylül saldırıları, yalnızca ABD'yi değil, tüm dünyayı etkileyen bir dönüm noktası oldu. NATO, tarihinde ilk kez 5. maddeyi işleterek ABD'ye destek verdi. Ancak bu dayanışma, Irak işgaliyle birlikte bölünmeye dönüştü. Avrupa'da birçok ülke, ABD'nin 'teröre karşı savaş' stratejisini sorguladı. Orta Doğu'da ise savaşlar, milyonlarca insanı yerinden etti, mezhep çatışmalarını derinleştirdi ve DEAŞ gibi yeni terör örgütlerinin doğuşuna yol açtı. Küresel terör algısı, Müslüman topluluklara yönelik ayrımcılığı artırdı. Bugün hâlâ bu dönemin izleri, göç politikalarından güvenlik yasalarına kadar birçok alanda hissediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 11 Eylül sonrası dönemde hem NATO müttefiki olarak ABD'nin yanında yer aldı hem de bölgesel istikrarsızlıktan en çok etkilenen ülkelerden biri oldu. Irak işgali, PKK'nın Kuzey Irak'ta yuvalanmasına zemin hazırladı; Suriye iç savaşı ise Türkiye'ye yönelik terör tehdidini artırdı ve milyonlarca sığınmacı akınına neden oldu. ABD'nin 'teröre karşı savaş' söylemi, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını zaman zaman göz ardı etti. Bugün Türkiye, hem kendi güvenliğini sağlamak hem de bölgesel dengeleri gözetmek zorunda. 11 Eylül'ün 25. yılında, Türkiye için ders, tek taraflı askeri müdahalelerin kalıcı çözüm getirmediği ve diyaloğun önemidir.