Yirmi beş yıl önce, 11 Eylül 2001'de, 19 hava korsanı dört Amerikan yolcu uçağının kontrolünü ele geçirerek ABD'nin gücünü simgeleyen hedeflere çarptı. Saldırılar sonucunda 3 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Amerikan halkı olayları canlı yayında izledi. Ülkeyi derinden sarsan bu travmatik olay, ABD'nin iç ve dış politikasını, güvenlik anlayışını ve dünyadaki konumunu kökten değiştirdi. Aradan geçen çeyrek asırda Washington, saldırıların ardındaki temel soruyu — 'Neden bizi sevmiyorlar?' — hâlâ tatmin edici bir şekilde yanıtlayabilmiş değil.
Saldırıların Ardındaki Büyük Soru
11 Eylül saldırıları, yalnızca bir terör eylemi değil, aynı zamanda ABD'nin küresel algısına dair derin bir sorgulamanın başlangıcı oldu. Saldırıların hemen ardından dönemin Başkanı George W. Bush yönetimi, olayı 'küresel teröre karşı savaş' olarak çerçeveledi ve önce Afganistan'a, ardından Irak'a askeri müdahalelerde bulundu. Ancak bu müdahaleler, ABD'nin dünya genelinde algılanışını iyileştirmek bir yana, anti-Amerikan duyguların daha da güçlenmesine yol açtı. Pew Research Center'ın yıllar içinde yaptığı anketler, özellikle Orta Doğu ve Güney Asya'da ABD'ye yönelik olumsuz görüşlerin kalıcı hale geldiğini ortaya koydu.
'Neden bizi sevmiyorlar?' sorusu, aslında 2001 sonrası dönemde ABD dış politikasının en karmaşık ve çözülemeyen sorularından biri olarak kaldı. Bu soru, yalnızca terörizmin kökenlerini değil, aynı zamanda Batı'nın Orta Doğu'daki tarihsel rolünü, sömürgecilik mirasını, İsrail-Filistin çatışmasındaki tutumunu ve küresel ekonomik eşitsizlikleri de kapsıyor. ABD yönetimleri, sorunu genellikle askeri ve istihbari önlemlerle çözmeye çalıştı; ancak köklü siyasi, ekonomik ve kültürel nedenler göz ardı edildi.
Küresel Güvenlik Mimarisi ve Değişen Dengeler
11 Eylül sonrası dönem, uluslararası güvenlik mimarisini derinden dönüştürdü. ABD öncülüğünde başlatılan 'teröre karşı savaş', onlarca ülkede askeri operasyonlar, istihbarat paylaşımı ve gözetim programlarının yaygınlaşmasına yol açtı. NATO, tarihinde ilk kez 5. Madde'yi (bir üyeye yapılan saldırıyı tüm üyelere yapılmış sayma) işleterek Afganistan'a müdahalede bulundu. Ancak yirmi yıllık savaşın ardından 2021'de ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi, hem bölgesel hem de küresel düzeyde güvenlik boşlukları yarattı.
Bu süreçte Çin ve Rusya gibi aktörler, ABD'nin Orta Doğu'daki angajmanlarını kendi lehlerine kullanarak küresel etki alanlarını genişletti. Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi yapılar, Batı hegemonyasına alternatif arayışların simgesi haline geldi. Arap Baharı, Suriye iç savaşı, Irak ve Afganistan'daki istikrarsızlık, 11 Eylül sonrası müdahalelerin doğrudan veya dolaylı sonuçları olarak Orta Doğu'yu şekillendirdi. Bugün ABD, hem askeri hem de diplomatik açıdan bölgedeki etkisini korumaya çalışırken, Çin'in ekonomik yatırımları ve Rusya'nın askeri varlığı yeni bir güç dengesi oluşturuyor.
Öte yandan, 11 Eylül'ün sembolik ve psikolojik etkisi hâlâ canlı. Her yıl düzenlenen anma törenleri, saldırıların ABD toplumu üzerindeki travmatik izlerini yansıtıyor. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, Amerikan halkının bir kısmının 'neden bizi sevmiyorlar?' sorusuna artık daha eleştirel yaklaştığını gösteriyor. Bazı kesimler, bu sorunun yanıtının ABD'nin kendi dış politikasında aranması gerektiğini savunuyor. Özellikle genç nesiller, Irak ve Afganistan savaşlarının yarattığı yıkımı ve insani krizleri sorguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül sonrası dönem, Türk dış politikası ve güvenlik algısı açısından kritik bir dönüm noktası oldu. Türkiye, NATO üyesi olarak 'teröre karşı savaş' stratejisine destek verdi; ancak Irak'ın işgali (2003) Türkiye'nin stratejik hesaplarını alt üst etti. 1 Mart 2003'te TBMM'nin tezkeresi reddetmesi, ABD ile ilişkilerde ilk ciddi kriz oldu. PKK terörüyle mücadelede ABD'nin tutumu, Türkiye'nin güvenlik endişelerini derinleştirdi. Öte yandan, 11 Eylül sonrası Orta Doğu'daki istikrarsızlık, Türkiye'yi bölgesel bir güç olarak öne çıkarırken, aynı zamanda terör ve mülteci kriziyle karşı karşıya bıraktı. Bugün Türkiye, ABD ile ilişkilerinde denge politikası izlerken, savunma sanayii ve dış politikada bağımsız hareket etme kapasitesini artırdı. 11 Eylül'ün 25. yılında Türkiye için temel ders, küresel güvenlik mimarisinin belirsizlikleri karşısında ulusal çıkarları önceliklendirmek ve çok yönlü diplomasiyi güçlendirmektir.